alper 的个人资料Sen değiş, dünya da deği...照片日志列表更多 ![]() | 帮助 |
|
10月25日 ŞİİR: SUFLÖRCevaplanmaması için yüksek sesle soruyorum,
Cevaplardan da korkmazken üstelik, Gerçek en kabul görmüş yalanken zihnimde, Tıpkı sadece gece aklıma gelen sabah gibi, Yalnız gül, kokusunu hasretten alır, Ben kendimi tekrarlar her bahar, Yollarda kaybolurum... Ve düşünürüm, Keşke gök gürlemeden başlasa yağmur, Böylece düşen llk damla sahipsiz olur, Farkedilmeden ve özgürce karışırdı toprağa. Ama bilirim ne yağmur özgürce yağar, Ne özgürlüğü sevdiğim gerçektir, Hayat bir tablo, renkleri sanki rastgele saçılmış, İnsanlar, zaman ve birkaç olay.. Bir seni koyamadım yerli yerine bu dünyada, Bir sen yabancıydın kendi halinde kendime Şimdi yeterince uzamış tek perdelik dramımda, Bir suflör bitirmek için seslenir: Keşke muhtaç olsaydım! Daha acısız olurdu seni sevmek.. alper 10月15日 Şeytanı da sevmek ve Allah'ı da insan gibi düşünmekYaratılanı severim yaratandan ötürü demiş Yunus. Ben de katılıyorum ve sıkça yazıyorum zaten ;) Sesli düşünüyorum sadece bakalım katılacak mısınız? Şeytan'ı da yaratan Allah değil mi? Ve yine hep söylediğim gibi Allah'ın yarattıklarında kusur olmaz kusur gören bizleriz diye. Cevap veriliyor duyuyorum - E şeytan Allah'a isyan etti. Peki Allah onu isyan edebilir halde yaratmadı mı? İsteseydi isyan veya karşı gelme seçimi yapamayacak halde de yaratamaz mıydı? Yaratırdı. E şeytan bunu seçtiyse ona bu seçimi yapabilme şansı verildiği için yaptı değil mi? Önce seçme şansı verip sonra neden seçtin denebilir mi?
Ne yazık ki insanlar Allah'ı insan gibi düşünüyor. Allah'ın da insan gibi hareket edeceğini zannediyor. Söylemiyorlar ama aynı insan tepkisi bekliyorlar Allah'tan. Ramazanda tavsiyeye uyarak oruç tutanlar birbirlerine "Allah kabul etsin" diyorlar. Ben anlamıyorum. Allah kabul etsin.
Allah neyi kabul edecek? -Orucunu. Sonra? -Sonra seni cennete alacak. Sen orucu neden tutuyodun kardeşim? Cennete gitmek için mi? - Hayır nefsimi terbiye etmek için. Peki nefsini terbiye etmek için yaptığın bir şeyi Allah'ın kabul etmesi nedir? - Cevap yok. Bunun dışında orucu cennete gitmek için tutanlara hiç değinmeyeceğim bile. Daha önce çok anlattım. Cennete gitmek veya cehennemden kaçmak için yapılan hiçbirşey sizi bir adım bile ileri götüremez. Çünkü sizin yaptığınız o şeyler size empoze edilen şeylerdir, aslında size ait değildir. Size ait olması için "kalbinizden gelmesi" gerekir. Kalpten gelen şey ise karşılık beklemez, sonunu düşünmez, yasak/tabu/dogma/gelenek vb dinlemez. Çünkü çok güçlüdür. Çünkü asıl gerçek sadece o'dur. O yüzden içinizden geldiği için yaptığınız, yapacağınız ibadet/faaliyet vb davranışları yapmaya devam edin ama bu davranışlarınızdan dolayı Allah'tan bir kabul beklemeyin. Sizi yaratan sizi herhalinizle kabul etmektedir zaten. Size seçme, yapma veya yapmama şansı verdiği bir şeyden dolayı cezalandıracak bir Allah yoktur. Aslında ne yaparsanız yapın iyi'dir. Hata yaparsanız öğrenmiş olursunuz, yapmazsanız ruhunuz saflaşmaya devam eder. Tekamül herhalükarda ilerler!. Artık Allah'ı insan gibi düşünmeyin..
Yaptığınız ibadetleri, iyi davranışları Allah'ın kabulune sunmazsınız. Bunun arkasında yatan büyük bir yanlış anlayış var. Bu yanlış anlayış Allah'ın insanları dünyada sınava tabi tuttuğu, ölümlerinden sonra sonsuza kadar cennete veya cehenneme göndereceği anlayışıdır. "Bu yanlış sayesinde insanlar özgürlüklerini kaybettti." Özgürlüklerini kaybettikten sonra gelişim/tekamül/keşif şanslarını da kaybettiler. Tekamül yolunda ilerleyen insanı depresyona sokan bir durumdur bu. Bir yandan içlerinden gelen sınırsız sevgisiyle kuşatan Allah'ın enerjisi diğer taraftan insanların yanlışlarıyla koca bir yığın olmuş kısıtlayıcı enerji. Ama tabi ki tekamül enerjisi insanların hatalarından, kendilerini değersiz görmelerinden, cennet cehennem kalıplarında oluşan enerjiden daha büyüktür. O yüzdendir ki Yunus Emre gibi erenler cennete gitme sevdasının en yoğun olduğu dönemlerde bile "Cennet cennet dedikleri birkaç melekle birkaç huri dileyene ver onları bana seni gerek seni" demekten çekinmemiştir. Zamanın softalarının karşılarına çıkıp alçakgönüllü bir şekilde onların binyıl sonra bile anlamayacağı gerçekleri tane tane söylemişlerdir. Bu gerçekler nedir, nerde yazar diye araştırmanıza gerek yok. Siz düşünün hele, cevap isteyin, ısrarla düşünün. Bakın cevaplar neredeymiş. :)
Şeytanı da sevmeye dönersek. Şeytan özellikle hristiyanlarda sanki Allah'ın rakibi konumuna gelmiştir. Oysaki o da bir yaratılandır değil mi? Yaratılan, Allah'ın yarattığı birşey gereksiz olabilir mi? Allah'ın yaratma sanatı (ki biliyorsunuz yaratma işi sadece Allah'ındır.) başlı başına bir mucize değil midir? Ve bu mucize övülmeye değer değil midir? Aynı insanın, meleklerin, yerin göğün, herşeyin yaratılması gibi. Anlatabiliyor muyum?
Şimdi size bir sır daha söyliyim. Şeytan diye bir varlık ve onun insanları yoldan çıkarmaya çalışan cinlerden oluşan orduları yok. :) Biraz detaya giricem konsantre olalım lütfen :) Aslında kısa bikaç cümle. Ruhumuz bu keşif yolunda ilk başta çok kabadır giderek incelmesi/saflaşması gerekir ki sonsuz zekaya/sevgiye nüfuz edebilisin. Sizin gönlünüze dolan (iyi insan davranışı, kötü insan davranışı) şeyler sizin bu saflığa ulaşmanıza yardım eder. Kendinize bir bakın. Neler yaptığınıza değil. NELER DÜŞÜNDÜĞÜNÜZE. Sizin düşünceleriniz size aittir. Şeytan diye bir varlığa sorumluluğunuzu/durumunuzu havale etmeye çalışmayın. Yaptığınız veya yapmadığınız şeyler cennet/cehennem baskısıyla kontrol edilebilir ama ya düşünceleriniz? Eyleme dönmezse günah yok der hocalar. Ben diyorum ki düşüncelerinizi gözlemleyin, duygularınız gibi. Onlar size pusu kurmuş cehenneme gitmeniz için çalışan "kötü" şeytanlar değildir. Şeytandan değildir. Şeytani bile değildir. İçinizde birtek klavuz vardır. O klavuz sizi zorlar. Sizin saflaşmanız için gereksiz yüklerinizi bırakmanız için zorlar. Ama insanlar yükleri severler. Örnek vereyim. Erkekseniz bir bayan gördüğünüzde güzel bir bayan gördüğünüzde ;) cinsel duygular hissedebilirsiniz. Baskıcı anlayış size bunun için göz zinasıdır, günahtır cehenneme tek gidiş bilettir der. Benim görüşüm diyor ki: Bu normaldir! Neden normaldir? Çünkü bu böylee. Kendi kendine oluyor. Hem o duygular olmasa insan neslinin sonu gelmez mi? Sizde bir duygu var ama baskıcılar bu kötüdür yok farzedin diyor. Baskı altına almaya çalışırsanız büyür. Benim dediğim gibi onu da kabul edin. Çünkü normal bişey. Bu normal birşey diyin. O zaman yükünüz gider.
Burada dikkat edilmesi gereken birşey vardır. O da herşeyi normal kabul edip tekamülden vazgeçme riskidir. Normal kabul etme arabayı gazdan çekme gibi bir etki yapabilir. Benim tavsiyem tabi ki normaldir ama ayağınızı gazdan kesmeyin. Güzellikleri, mükemmelliği keşfetmeye devam edin. Yol aldığınızı unutup frene bile basabilirsiniz. Durduktan sonra geri vitese takıp normal dediğiniz şeyleri tek gerçek de sanabilirsiniz. Bu diğer yoldur. Uzun yoldur. Normal olan şeyler dünyevi şeylerdir. İçinizde en gizli şeyleri bile keşfetme aşkı var. Bu yolda bu aşkla ilerleyin. İlerde birgün bir bakacaksınız diğer insanlar hala geçici şeylerin peşindeler, onlarla zaman dolduruyorlar. Sizin keşfettiğini güzellikleri ise hayal bile edemezler. Açıkçası siz bu keşif yolunda ilerledikçe ister istemez yanlızlaşacaksınız. Başlarda zor gelebilir. Arkadaşlarınız, insanlar sizi anlamayacak, sizin durumunuzu anladıklarını zannedip sizin hakkınızda yorum bile yapabileceklerdir. Onların sizi anlamaları için tabir yerindeuse bikaç fırın ekmek yemeleri gerekirken sanki onlar olması gereken gibi yaşayacak size belki de acıyacaklardır. Sizin ise onların da birgün onlara tarif bile edemeyeceğiniz şeylerin farkına vamalarını beklemekten başka yağacağınız çok az şey vardır. Bu yüzden mecburen 2 tane siz olacaktır. Biri keşif yolunda ilerleyen, diğeri insanların arasında yaşayan. :)
İnsanlar içlerinden gelenleri yapmıyor, yapamıyor. Baskı var. Bu baskı tüm insanlık olarak gelişimi de engelliyor. Neyse ki artık demokrasi, insan hakları, düşünce özgürlüğü gibi "insanların keşfettiği ;) " kavramlar gelişiyor. Keşfettiğimiz bu şeyler aslında hep içimizde biryerlerdeydi değil mi? Ama henüz ortaya çıkmamıştı. Şimdi ortaya çıktı ve bize görünür oldu. İşte gerek tüm insanlık alemi olarak gerekse birey olarak keşiflerimiz devam ediyor. Keşiflerimiz dediğim gibi bizde olan şeylerdi zaten ama görünür değildi. Yaşam bize bunları gösteriyor. Yaşamın amacı da tam olarak budur işte. İçimizdekini görünür hale getirmek. Allah'ın kendi kendini görmek istemesi. Anlatabiliyor muyum?
Hayatın amacı bu keşif/tekamüldür. Demokrasi, hoşgörü ne güzel şeyler değil mi? Karşındakinin düşüncelerine önem vermek, katılmasan da anlamaya çalışarak dinlemek. Tabi karşındaki de samimi olmalı görüşlerinde. Şu sıralar popüler olan, nerden beslendiği bilinen, "samimi olmayan" birkaç yazarımız gibi insanların görüşleri açık söylüyorum, "değersiz"dir, hatta zararlıdır. Çünkü onlar birer görüş değildir. Eğer samimi olunsa delillerle konuşulur değil mi? Der ki ben şuna şuna göre ermeni soykırımı olduğu sonucuna vardım. Biz de o zaman bakarız delillere eğer doğruysa kimse merak etmesin evet yapılmış deriz. Çünkü samimiyiz. Bu ayrı bir tartışma konusu ama anlatmak istediğimi anladınız umarım. :) Önemli olan samimi olmak. Samimi kişi neden öyle düşündüğünü açıklar, aksi gösterilince kabul eder, inat etmez. Samimi kişiler tekamülün ustalarıdır, mimarlarıdır.
Bir soru. Şimdi biz keşfediyoruz ya kendimizi ve dolayısıyla Allah'ı. Peki gelecek belli mi? Allah geleceği biliyor mu? Cevap gelecek net olarak belli değil, Hayır Allah da geleceği bilmiyor. Size Allah'ın herşeyi bildiği söyleniyor. İşte yine zor bir düşünce daha. Buyrun. :) Allah geleceği bilseydi o geleceğin yaşanmasının ne önemi olurdu? Bu soruyu din adamlarımız duymazdan gelir sürekli ve gaybı sadece Allah bilir diyerek geçiştirirler. Oysaki cevap basittir. Gelecek bilinmiyor. "Hayatın kutsallığı da burdan geliyor zaten." Önceden belli şeyler nasıl kutsal olabilir? En kuvvetlisinden en zayıfına kadar çeşitli olasılıklar var. Ama olasılık kesinlik değildir, çıkmama ihtimali vardır. Allah insanların geleceğini bilseydi dahası alınyazısı dedikleri yani insanların geleceğini de yazsaydı Allah, insanlar yaşamlarını bitirdikten sonra kendi yazdığı şeyleri yaşadıkları için kimisini cennete kimisini cehenneme atması fikri yine insaca bir hata. Allah'ı insan gibi düşünme hatası.
alper 10月10日 ŞİİR: KİM BİLİR?Kimbilir kaçıncı pişmanlık türküsü bu dilimdeki,
Kaçıncı bu son karar, Kaçıncı güçlüyüm ayakları, Pehh!.. Hala aklımdasın, Hala iliklerimde, Ve hala umutlarımda.. Kimi kandırıyorum ki? İnandırılmayı bekleyen arkadaşlarım yok, Yalan söylemeye de mecalim.. Hayalimde gülümsemektesin hala, Ve hala çok uzakta bakışların, En az rüyalarım kadar, Dokunulmazsın.. Kimbilir kaç kez diledim buyüzden gidebilmeyi, Benden sana yollar dağ olsun ki kaçabileyim istedim, Kimbilir kaç kez, Sağlam bir yalan bulmak istedim, panzehiri gibi bekleyişin Kaybedecek de olsam rotamı maviden yeşile, Seve seve sunacağım kendime altın kadehte Ve şerefe diyip göz kırpacağım hayata, Sonkez razı gelip kaderime, Ardımsıra aşkı döke saça tükeneceğim... alper 10月5日 ŞİİR: GÖÇ VAKTİ...Geçmişi geleceğe harç, Acıyı aşka katık saydım. Savurdum senin için topladığım çiçekleri rüzgara Sana verir gibi, Ve koklamışsın gibi teker teker, Seni gerçek sandım. Gidip çatmak istedim yine şarkılara, Yol uzun geldi, Mısralar dar. İri elleriyle sarılmıştı boğazıma sanki hayat Ölüm kolay geldi, Kızmak zor. Bir iz sürdüm dertten devaya, Keder yalan, Mutluluk dile geldi. Yuvadan ilkkez ayrılıp uçuyor gibi Rüzgarı ellerim, güneşi arkadaş saydım, Gerçekler herzaman acıtmaz gibi, Göç vaktini sabırla bekler, Sana kanatlanırım sandım...
alper 10月4日 ŞİİR: HAKLIYDI.Gördüm, gülmeye hasret kalacak gözlerdeki endişeyi,
Son perde, Çaresizlik şarkılarıyla kapanıyor,
Ve dönmemek üzere gidiyordu bu kez tüm seyirciler, Acı çekmekten yorulmuştu, Haklıydı. Demir atma vaktiydi belki kendi sularında, Uzak limanların uzak olduğunu kabul edip, Tüm hevesleri arka cebine koyma, Aşkı unutma vaktiydi, Haklıydı. Sökülebilir miydi ruhumuzdaki boşlukları dolduran sözler? Bilmediğimiz yokluğu, bildiğimiz hayalinden daha mı iyiydi? Denenmeliydi, Haklıydı. alper 10月3日 ŞİİR: İSYANTenin görünmez bir duvar benim için,
Ve bana ait değil bu dokunuş, Bu sitem sözleri senin suçun değil Bilmiyorum neden çekip gitmeyi, Sanki bu oyun kuralsız değil. Kuru birer yaprak olup dökülüyor iyi kötü tüm beklentilerim, Ne bir fayda görüyorum artık konuşmaktan, Ne susmayı erdem sayıyorum.. Birer birer tükeniyor kendime inançlarım, Kendim yerine seni koymaktan çekiniyorum, Sen de tükenme diye, Varlığa sevinemiyorum.. Azar azar dolduruyorum isyan zehirinden, Ki iyice alıştıktan sonra tadına ayrılığın, Bir dikişte unutmak istiyorum. alper 10月1日 Sanat, Bir Sır, HuzurHiç düşündündünüz mü gökyüzünde bulutların aldığı muhteşem manzaranın veya mehtabın veya çiçeklerin ve tüm yaratılanın insanın ruhuna nasıl olurda bu kadar iyi hitap ettiğini.
Her biri birer sanat eseri değil mi? Ve bu sanat insan ruhundan çok iyi anlıyor. Bu sanatın içine aids'i de kuş gribini de koymamız gerekir. Bunları da biz yarattık ve yaratmaya devam ediyoruz. Hepsinin bir nedeni var. Örneğin aids'in cinsel yolla bulaşan ve insanları acı çekerek öldürmesi ve cinselliğin şuursuzca yaşandığı bu zamanlarda ortaya çıkması tesadüf mü? Ona bu görevi insanlar verdi. Aids de görevi ve mesajı bittiğinde hayatımızdan sonsuza dek çekilecektir.
Herhangi bir şekilde kendini ifade edenler yani çizerek, yazarak, şarkı söyleyerek, konuşarak meydana getirdiği şeyleri en iyi anlayanlardır değil mi? Mesela birisinin yaptığı bir resmi herkes sevmeyebilir. Ama herkes kendi yaptığı resmi sever ;)
Peki neden yaratılanlarda kendimize hitap eden bu kadar çok şey var?
Allah yaratır ve yarattıkları birbiriyle uyum içindedir. Allahın yarattığı şeylerdeki güzelliği görmek Allah'ın nefesi olan bizler için elbetteki doğaldır. Bir adım ötesi birer nefes olmaktan ziyade ruhundan olmak ve yaratılışa ortak olmaktır. Bunu bilinçli ve sanki bir komisyon üyesi olmak gibi düşünmeyin. Olayların dışına çıkarak veya içinde kalıp sürüklenirken de dahi yaratmaya ve keşfetmeye ortak olursunuz.
Siz dünyaya kendi isteği dışında getirilen ve bunca zorluğa mahkum edilen cenneten kovulmuş olanlar değilsiniz. Allah'ı böylesi keyfi ve gaddar göstermek içinizi acıtmalı. Hz. Adem'in günahını çekiyor değilsiniz. Hz. Adem bu keşif ve yaratmaya ilk gönüllü olandı, en cesur olandı. Dünyaya gelmek ve bunca zorluklara (nefs mücadelesi, yaşam şartları vb) maruz kalmak o kadar kolay birşey değildir. O yüzden herkes öncelikle dünyaya geldiği için büyük bir onuru ve alkışı hakediyor. :) Bu mücadeleye girenler yani hepiniz bu mücadeleden neler kazandığınızı görebiliyor musunuz? Başınıza bir olay geldiğinde gelmeden önceki ve sonraki siz arasındaki farkı görebiliyor musunuz? Her "geri dönülemez yeni size" geçişte nasıl sanatsal bir süreçten geçtiğinizi görebiliyor musunuz?
Dünyada bizden önce gelenler iyi niyetle de olsa bize korku miras bırakmışlar. Allah korkusu. Cehennem korkusu. Daha önce de çokça işledim. Bunların yerini Allah sevgisi ve güvenin almasının zamanıdır. Öldükten sonra bu mücadelemizi biz değerlendireceğiz. Gerekiyora kendimize yeni bir yol çizip tekrar geleceğiz. Yoksa kimsede taksimetre gibi günah ve sevap sayacı yok. Bu düşünce yeniden Allah'a ve insana saygısızlıktır. Cehennem vicdanınızla kendi faaliyetlerinizi incelemek olacaktır. Elbette üzdüğünüz kimselerin üzüntüsünü aynen yaşayacaksınız. Buna birde pişmanlığınızı ekleyeceksiniz. Bunların dışında yanmanız için hazırlanan ateşler omayacak. Belki üzdüğünüz kimselerle diğer tarafta oturup konuşacaksınız. Dünyada egomuzla, gururumuzla itiraf edemediğiniz şeyleri orada açıkça söyleyeceksiniz. Evet, bunları yapmak için ölmeniz gerekmiyor! Dünyada da yapabilirsiniz. Ama burada gerçekten yapıp yapmadığınızın sigortası olan şeyler var. Örneğin hatanızı itiraf ederken samimilik eşiği olan "Gurur" var. Gururu aşıp hatanızı itiraf edip özür dilemeniz gerekiyor. Bunu yaparkende akılla değil gerçekten hatanızı anlamanız gerekiyor. Yoksa özür diledik ya işte daha ne istiyosun şeklinde değil. :) Bu şekil bir tutum içine girerseniz içiniz sıkılır çünkü vicdanınız/kalbiniz size kendinizi kandırdığınızı söyler. Bence hemen vicdanınızı dinleyin ve hatanızı kabul edin. Neden böyle davrandığınızı düşünün. Bu hatanızın arkasındaki egoist, hırslı, vb sizi görün. Onu kabul edin. Sonra neden değişmeniz gerektiğini düşünün. Değişmeniz gerekmediğine de karar verebilirsiniz. Ama kararınızı alırken içinizi sıkan o çok geveze vicdanınızı mutlaka dinleyin. Çünkü dünya yaşamınızda arka plandaki klavuzunuz odur. Onu ölene kadar arka planda tutabilirsiniz ama dediğim gibi çok gevezedir ve sürekli kalbinizi ağrıtacaktır ve öldüğünüzde de bu sefer karşınıza geçip konuşacaktır. Hemen o hatırayı önünüze açacak ve soracaktır: Burda o haklıydı ama sen ona bağırdın, haksız duruma düşmekten korktun ve bağırarak hem onu hem beni susturmaya çalıştın. Evet o sustu ama biliyorsun ki ben hep konuştum. Çünkü konuşmamı isteyen de sendin susturmaya çalışan da!..
İnsanlar vicdanlarını yani klavuzlarını dinlerse hayatlarındaki tüm problemleri çözerler. Çünkü tüm problemler vicdanların dinlenmemesinden doğar. Gerek bireysel gerek toplumsal vicdan böyle çalışır. Şimdi tekrar düşünün, başınıza gelen hangi olay vicdanınızın hangi nasihatine uymadığınız için gelmiştir? Bu kimisi için zor kimisi için kolay sorudur. Kuran'da doğruya klavuzlanan kişilerden bahseder. Bu kişiler "şanslı" olanlarımız değildir. Onlar vicdanlarından gelen sesi duymamazlıktan gelmeyenlerdir. Daha önce de bahsetmiştim bu ses önce büyük olaylarda/kararlarda duyulur. Sonra siz o sese aşina oldukça günlük hayatta ve sizinle ilgisi olmayan olaylarda bile duyabilirsiniz. Evrenin yaratılış sırlarına kadar açıktır bu kapı ama giderek kısılan bir sesle. Siz o sese aşina oldukça zaten iyi insan, melek gibi insan vb olmuşsunuzdur. Sizin yapacağınız iyiliğin sınırı yoktur. İşte O ses sizin enbüyük yardımcınız ve yol arkadaşınızdır. O sesin kaynağı kimdir? Tam size göre, sizin anladığınız dilden, tam ihtiyacınız olduğu anda konuşmaktadır ve o sesi çok seversiniz. O ses size aittir ama sanki sizde olmayan bilgileri vermektedir değil mi? İşte bir sır daha. "İnsanlar, Allah'ın kendisini keşfindeki herbiri kendine özgü yolu olan özgür denemeleridir." Sonuçta Allah'a döndürüleceksiniz, ayeti de bu noktaya işaret etmektedir. Anlayana ne mutlu.
İşleyiş ise hem karmaşık hem apaçıktır. Allah'ın yarattığı ve görebildiğimiz, ölçebildiğimiz evrendeki "tutarlı" işleyiş. Neden sonuç ilişkisi aynen ruhani tekamüller işleyişinde de aynı şekilde vardır. Tekamülün işleyişi de kendi kendine, zamanı geldiğinde olanlarla vb bir sistem şeklindedir. Yani tekamülün bir aşamasında eğer bir kişi kendi hayatına dönüp bakacak olursa (ki bu kişi büyük ihtimalle biraz ileri aşamalarda olan birisidir çünkü diğerleri para, mal mülk, güç, sex vb peşinde kala kalmıştır) kendi hayatında yaşadığı şeylerin (aile bireyleri, karakterleri, arkadaşları, olaylar vb) varlık nedenlerini ve neye yardım ettiklerini çözebilir. Kendisini şuanki düzeyine getiren bazı olaylar hayatına giren başkaları için "kötü" olabilir. Ama bu kötü'lerde o kişilerin süreçlerinin birer parçasıdır. Dolayısıyla tam yeri tam zamanında olanlar yani herşey! rahatlıkla görülebilir. İlk başlarda çok açık olaylar görülür sonra günlük yaşamda dikkate bile almayacağınız olayların nasıl büyük bir halıdaki motifin ufak bir parçası olduğu sezilebilir. Çünkü bireysel iradenin yanında giderek artan sayıda elemanı olan toplumsal iradeler de vardır. Ve bunlar da sezilebilir. Yeter ki incelin...
Bunlar görüldükçe, yani sistemin mükemmel işleyişine "tanık" ve hemde "içinde" (çünkü hala yaşıyorsunuz) oldukça Allah korkusu yok olur ve onun yerini Allah "sevgisi" ve "güven" alır. Yani "huzur". Bu tanıklık (farkındalık da denilir) arttıkça Allah'ın sevgisiyle heryeri nasıl kuşattığını görürsünüz. Vaaz verip gönüllere korku saçanın aslında Allah'a güvenmediğini görürsünüz. Kendi eksikliğini ilan etmektedir ve aslında ben eksiğim doğrusunu bilen var mı? diye sormaktadır. Cevap yoksa doğruyum diye düşünmektedir. Bizim ona eksikliğini anlatmamıza gerek yoktur. Sorduğu an cevabı kendisine vicdanından/gönlünden gelmektedir fakat ısrarla reddetmektedir. İnsanlara cehennemdeki alevi müjdelerken işte bu güvensizlik içindedir. İçindeki huzursuzluğu cehennem ateşi sanmaktadır.
Allah'a güvenmeyi başına kötü bir olay gelmeyeceğinin garantisi saymak değildir benim söylediğim. Bu şekil bir güven insanın başına gelen/gelecek olaylardaki yardımı kabul etmek istememektir ki bu dünyaya gelirken giriştiğiniz mücadeleden geri dönmektir. Bu Olabilir. Dünyaya gelmeden önce nasıl zor durumlarda kalacağınızı hissettiniz ama onu yaşamak ayrı birşeydir. Dünyaya geldiğinizde o olayları yaşamaktan korkabilirsiniz. Ama dediğim gibi onları yaşamak için geldiniz ve Allah'a ve onun sistemine güvenmelisiniz. Yaşadığınız şeyleri kahretsin neden ben demek yerine hem kendiniz hemde o olaylardan şuan etkilenen, 50vb yıl sonra etkilenebilecekleri de düşünmelisiniz. Göreceksinizki her bir kişi için ona has mükemmel bir hayat tasarımı/dünya yerine milyarlarca kişi için herkese has 1 dünya yaratılmıştır. İşte mükemmel diye ben buna derim, İşte sanat diye ben buna derim !! :)
alper ŞİİR: LAYIK MI?Görmemişim sessiz kalmayı tercih ettiğinde
İçine gizlediğin göz yaşlarını, Bilmemiş, bilememişim böyle güçlü olduğunu Affet!.. Sen affet ki ben alayım diyetimi kendimden Sonra sana sunayım yine utangaç satır aralarında Kocaman bir çocuk gibi, Sana koşayım yine mahçup dokunuşlarımla.. Yapmacık gülüşlerim senden kaçmaz, Ben yine sana tutunayım kalabalık ve ödünç yaşamlarda... Bilirim bitmez sana cefam, Ve bilemem neden ben, ısrarla ben hala? Düşünür bulamam, Terkedilmiş, yorgun bedenimde, Çoktan unutulmuş, silik bir renk gibi ruhum, Layık mı silmeye göz yaşlarını hala? alper |
|
|