alper 的个人资料Sen değiş, dünya da deği...照片日志列表更多 工具 帮助

日志


2月27日

Sınırsız sevgi, sınırsız kardeşlik

-Önce sadece Allah vardı. Benzersiz, karmaşık, sınıflandırılamayan ve tek.
-Allah daha sonra kendini görmek / kendisi gibi olanları yaratmak istedi.
-Sonra bilinçli ve doğal olarak özgür iradeli olan tüm ruhlar yaratıldı.
-Tüm ruhlar ilk önce Allah'a yakındı ve birbirleri arasında çok fark yoktu.
-Zamanla ruhlar duyguları, zevkleri, öfkeyi vb keşfetmeye başladılar.
-Giderek bunlara karıştılar ve Allah'la olan bağları zayıfladı.
-Öyle bir zaman geldi ki Allah'ı unuttular kendi yarattıkları dünyalarda kayboldular.
-Allah bu durumlarını görmeleri için dünyayı yarattı.
-Ve ruhlar dünyaya insan bedeninde doğdular.
-Dünyanın varlık nedeni kayboldukları ve Allah'ı farketmelerini sağlamaktır.
-Dünya insanlara seçimlerinin sonuçlarını gösterir.

 

Arkadaşlar insanlar bilinçli varlıklar/ruhlardır. Bilinç varsa özgür irade mutlak olmalıdır. Bir üçgen varsa iç açılarının toplamının 180 derece olması gibi. Özgür irade varsa zorunlu seçimlerden/ zorunluluklardan söz edilemez.

 

Madde dediğimiz şey atomaltı düzeye kadar inersek birer dalga/frekanstan ibarettir. Evren maddelerden değil frekanslardan oluşmuş bir okyanus gibidir, hayaldir. Gerçekte elle tutulur, gözle görülür hiçbirşey yoktur ve zaten görmek,dokunmak insanların kullandığı tabirlerdir. Gerçekte (olmayan) atomlar birbirleriyle temas etmez iterler veya çekerler. Temas edebilseler nükleer reaksiyonlar gerçekleşirdi. Bu frekanslar okyanusunda Allah'ın belirlediği kurallarla elementler (örn. Carbon 6 proton vb), moleküller, bileşikler, vs vs oluşmuştur. Eğer bir gün Allah, koyduğu kurallardan vazgeçerse evrenin yok olması saliseler sürecektir.

 

Vahdet-i vücutçular önce dağ, tepe, ırmak, insan, rüzgarı ve onun yaratıcısını görürler. Zamanla eser ortadan kalkar ve ne yana baksalar Allah'ı görürler. Ki zaten doğrusu budur zira Allah dışında hiçbirşey yoktur, doğal olarak beden ve ruh olarak insanlar da dahil. Dolayısıyla benim tabirimle insalar Allah'ın kendine has birer denemeleridir.

 

Okumanızı tavsiye ettiğim Ahmed Hulusi (bknz: .org) Vahdet'-i vücut'tan kastedilen ve Hz. Muhammet'in işaret ettiği (gökte veya uzaklardaki bir tanrı olmayan) Allah'ı yukarıdaki frekans denizi veya holografik evren ışığı altında gayet güzel anlatmaktadır. Buna göre Allah dışında bir varlık ve tabiki siz de yoksunuz. İnsan Allah'ın isimlerinin/sıfatlarının kendine has birer bileşkesi gibidir.

 

Bu insan Allah ile olan bağlantısını kuvvetlendirmek için hz. Muhammet'in gösterdiği şekilde ibadetlerini yapar, dua ve zikir yapar. Bana göre ise zaten bağlantı vardır bu bağlantıyı kuvvetlendirmenin yolu sadece bunu istemektir. Bu isteğin oluşması için yaşıyoruz. Ve bu istek nasıl bir dünyada doğduğumuza, dinimize, dilimize, ırkımıza vs bakmadan oluşabilir. Bu istek tüm insanlıkta ortaktır sadece adı değişik olabilir(iman, nirvana, aşk vs). Bu bağlantıya ister iman, ister vicdan, ister nirvana ister ise aşk diyebilirsiniz. Bunu isteyerek yapılan ibadet elbette yararlıdır bu istek dışında yapılan ibadet ise yararsızdır. Şunu da hatırlatmakta yarar var ki bu isteğe gelmeden önce başka birçok hayatsal evreden de geçmemiz gerekebilir. O yüzden afrikada bir kabilede doğan sadece acemidir birkaç hayat sonra manevi bir dil kullanabilseydik anlaşabileceğimiz biri olacaktır. Telepatinin gelişmesi bu bağlamda bence birbirimize benzerlik durumuna gelişmizin göstergesi olacaktır.

 

Herkeste ortak olan bu isteğin nedendir bilinmez herkeste ortak olduğu anlaşılamamıştır. Bu nedenledir ki bir dinde doğan kişi diğer dinde doğan diğer bir kişinin asla kendisi gibi bir yeniden bağlantı isteği duyamayacağını zanneder. Kendi dinini bu isteğe ulaştıran tek araç olarak görür. Üstelik diğer dinleri bu isteğin karşıtı görme hatasını sıkça yaşar. Halbuki tüm insanlık dinlerinin amacı aynıdır. Bir din şöyle söylemiş diğeri böyle diye ayrılık üretir hale gelmişiz. Allah her an yeni bir oluştadır/şandadır. Yeni birşey söylemeyeceksek susalım.

 

Allah'ın kendisini Ahmet, Ayşe vb zanneden halleri yani bizler, vahdet-i vüçut halinde iken bir sorun yaşarız. Bu sorun gözler açık veya kapalı olsa da sadece içinde bulunulan vecd halinde bile hala kendimizi de hissediyor olmamızdır. Bu sorun bu vecd halini yaşayanların karşılaşmak istemedikleri bir sorundur. Onlar kendi benliklerini "sonunda ona döndürüleceksiniz" ayetinde işsaret edildiği gibi kaybedecekleri günü sabırsızlıkla beklemektedirler. Bu talep ancak öldükten sonra karşılanabilir. Oysaki önemli olan vecd halinde bile kaybedemediğiniz benliğinizi de sevmektir. Zira Allah kendinizin ve Allah'ın farkında olarak kardeşçe yaşamanızı istemektedir.

 

A.H. güzel tasvir ettiği enel hak'kı bana göre eski usulle sonlandırmıştır. Yani demektedir ki insan bir göz açıp kapayana kadar bir süre dünyada yaşamaktadır ama ölünce sonsuz bir cennet veya cehennem hayatı beklemektedir. Düşünmek lazım. Sonsuz bir hayatı göz açıp kapayana kadar geçen bir süredeki faaliyetlerin, düşüncelerin belirlemesi nasıl izah edilir? Zaten izah etmemekte çok haklı olarak sürekli neden diye sormamız gerektiğiniz söylemekte ama bu konuda neden siye soracak durumda değiliz demektedir.

 

Üstelik biz şanslı doğan müslümanların yanında hiçbirşeyden habersiz olan afrikalılar, çinliler, hintliler, hristiyanlar da vardır ve bunlar dünya nüfusunun "şanssız" çok büyük çoğunluğudur. Reenkarnasyon(yalnız sadece insan için) içermeyen bir ölümden sonraki hayat olgusu eşitsizliklerle doludur. 12 yaşında reşit olup(?) 13 yaşında ölen bir japon,hintli vb neden şanssız doğmuştur? Biz kendi derdimize bakalım onlar hakkında hükmü Allah versin demek cevap verememektir. Anlattığınız sistemde böyle cevapsız sorular olursa sisteminiz hatalı demektir. Tek ömürlü genel islam inancı bu adaletsizliği Allah'a havale ederek cevap vermemekte ve fakat ısrarla hakiki, apaçık gerçekler, kanıtlarla dolu olduğunu söylemektedir.

 

Tohum hep topraktadır. Uygun şartlar oluşunca kabuğu çatlar ve cansız gibiyken canlı olduğunu kanıtlamaya başlar. Bence zaman cansız gibi duran ve bastırılmış, adeta toprağa gömülmüş bazı gerçeklerin canlanmaya başladığı zamandır. Artık reenkarnasyon açıklandığında kimsenin kafası kesilmiyor. Uygun şartlara ulaşmışızdır belki kim bilir.

 

Doğrusu dünya insanın kendi durumunu ve aynı şekilde seçimlerinin sonuçlarını göstermek ona ayna tutmak için vardır. Ve dikkat! Düşünün, hayatın bir amacı varsa bu mutlaka gerçekleşiyor olmalıdır!. Yani dünyanın her bölgesinde! Peki nedir gerçekleşen tek şey? Yaşamdır. Evet yaşamın amacı yaşamaktır. Çünkü söylediğim gibi yaşamımız bize özeldir. Ölüm dahil acı tatlı tüm deneyimlerimiz bizim hayatımızın amacıdır. Suyun yolunu bulması gibi doğduğumuz an su akmaya başlar ve yolunu bulur. Kısa ömür, uzun ömür, sağlık veya hastalıklar, evlilik, arkadaşlar herşey size özeldir ve size ayna tutarlar.

 

Yaşadığınız şeyleri inceleyerek bu hayatınızın amacı/amaçları nedir rahatlıkla görebilirsiniz. Sürekli haksızlığa uğrayıp işten mi atılıyorsunuz? Bakınız haksızlık yapmak nedir, nasıl kötü birşeydir, bir insan için ne kadar düşük düzeyde bir faaliyettir şimdi sizden daha iyi kimse bilemez :) Bu dersinizi layıkıyla bitirirseniz bir daha haksızlığa uğrayıp işten atılmayacağınız kesindir. Yalnız layıkıyla bitirmek demek size ayna tutan bu olaylara kızmamak ve kendinizdeki bu haksızlık yapma eğilimini görmek, kendinizi bu eğiliminiz nedeniyle affetmek gerekmektedir.

 

İnsan hem kalemdir hem beyaz bir kağıt. Hem çizer hem gözükür. Dünyada belirli etkileri yaşamaya geldik. Bu etkiler herkeste farklıdır. Şiddeti, türü, süresi herşeyi. Bu etkiden kaçabilmeyi de istemiş olabiliriz yada ne olursa olsun mecbur olmayı da. Etrafınızdaki insanlara bakın. Yaşam planlarını görebilirsiniz. Gün gibi ortadadır.

 

Dünyamız insanları yaratıcısına inanmaya zorlamadan da nimetlerinden bolca verir. Dileyen yaratıcısını düşünmeden/düşünemeden de o nimetlerden faydalanabilir. Yaratıcı insanların kendisine inanmasını şart koşmaz. Nimetlerinden faydalanan her canlıdan razıdır ve sever. Öfkelenmez. Yaratıcıyı düşünen insan için söylediğim gibi içine doğduğu dinin önemi yoktur. Su yolunu bulur. Düşünenlerin göreceği şey mükemmelliktir. Evreni kusursuz olarak yaratan Allah insanda hata mı yapmıştır? Ki üstelik böyle bir hata varsa bunun cezasını da o kendi yarattığı insanlara yükleyecek kadar da gaddardır? Doğrusu insan da kusursuzdur. Ne yaparsa yapsın. Sadece ışığın renkleri gibidirler. Birisine sen kırmızısın/yeşilsin diye kızılabilir mi? Gönül isterki hepimiz beyaza ve kardeşliğe yaklaşalım. Bu da zamanla olacaktır. İlerde bir gün bugünler için nasıl günlerdi yahu, birbirimizle savaşıyorduk, kendimizin ve bizi daima seven yaratıcımızın farkında değildik diyeceğiz. Ve inanamayacağız.

 

Allah bizleri gökkuşağı gibi yaratmıştır. Bizler varız yok değiliz. Yokuz, hiçbirşey yok demek Allah'ın yaratmasına gözlerimizi kapatmak demektir ki zaten kapatamazsınız çünkü asıl önemli olan Allah'ın bizim var olmamızı istemesidir. O yüzden bize düşen benliklerimizi kabul etmek, diğer benlikleri kabul etmek ve yaratıcımızı bilmektir.

 

Bağlantıyı sevgi sağlar ve mutlaka sağlar. Tüm evreni kucaklayın, bir tebessüm içten bir selam gönderin eeen uzaktaki galaksilere, yıldızlara, insanlara. Lütfen sevginize sınır koymayın.