alper 的个人资料Sen değiş, dünya da deği...照片日志列表更多 ![]() | 帮助 |
|
4月26日 Bir Aborjin DuasıAborjinler her sabah "Kendim ve tüm varoluş için neyi deneyimlemem gerekiyorsa ona hazırım" şeklinde dua edermiş. Bu dua ilk duyduğunuzda biraz temkinli olma ihtiyacı hissedebilir ve "Dur bakalım önce ne yaşamam gerektiğini bileyim sonra hazırım, derim" şeklinde düşünebilirsiniz. Oysa bu tek satırlık duada yaşama amacımız ve dünyaya geliş nedenimiz gizlidir. Gizlidir diyorum çünkü bazı şeyler ne kadar açık söylense de sadece duymaya hazır olanlar ve duymak isteyenler tarafından algılanabilir. Hazır olanlar ve bunu isteyenler için aslında bu gibi dualara, sözlere de ihtiyaç yoktur. Onlar için esen rüzgar, aldıkları nefes, uçan kuşlar bile onlara apaçık bir şekilde hitap ederler. Yeter ki duymak ve görmek isteyelim. O zaman hep bahsedilen gözünüzdeki perde ortadan kalkar. Yani o hep bahsedilen perdenin kalkması (veya gönül gözü / üçüncü gözün açılması) tamamen size bağlıdır. Hemen hemen herşey gibi. Duymak isteyenler için devam edersek; Öncelikle bu duada zaten dünyaya doğmadan önce deneyimlemeyi planladığınız şeyleri doğduktan sonra (unutma sürecinden geçtikten sonra) yaşamayı istediğinizi, hazır olduğunuzu söylüyorsunuz. İnsanlar doğmadan önce kendileri için neyi yaşamaları gerekiyorsa onu yaşamalarını sağlayacak ortam hazırlanır. Örneğin, eğer paylaşmayı öğrenmesi gerekiyorsa doğduktan sonra paylaşmama şansının olmadığı bir durumda bulabilir kendisini. Veya paranın, gücün önemsizliğini öğrenmek istemişse parasız bir ömür onu bekliyor olabilir. Veya yalan söylemenin, insanları aldatmanın zararlarını öğrenmek için kolay kandırılabilir, herkese güvenen, saf bir karakterle doğmak istemiş de olabilir. Hayatınızı bir gözden geçirin. Siz sadece düşünen bir hayvan mısınız yoksa mükemmel bir sistemin siz farkında olmasanız da mükemmel bir parçası mısınız? Görünüşe göre gayri medeni denilebilinecek bu aborjin bunun farkındadır. O kadar ki buy gayri medeni insan sadece farkında değil aynı zamanda bu sistemi özümsemiştir de... İslam kelime manasıyla "teslimiyet" demektir. Allah'ın yani sonsuz zekanın ürünü bu mükemmel işleyişe teslim olmuş bu aborjin açık söylemek gerekir ki çoğumuzdan çok daha müslümandır. Bugün 5 vakit namaz kılarak, oruç tutarak, zekat verip kurban keserek ve anlamadan, idarak etmeden arapça ayetler okuyarak cennet rüyalarına yatanlar vardır. Bir davranış, konuşma, ifade vb eğer sizi Allah'ı ve O'nun eserlerini düşünmeye itiyor ve anlamanızı sağlıyorsa, işte o şey ibadettir diğer herşey güncel tabirle sanaldır. "Cennet hevesiyle" yaptığınız şeyler koca bir hiçtir ve size istediğiniz huzuru, mutluluğu, evrensel aşkı veremezler. İstediklerinizi size verecek olan şey yine sizsinizdir. Ruhunuz Allah'ın ruhundan bir nefestir. Bu zenginliğinizin kıymetini nasıl bilmezsiniz? Bu aşka teslim olmak için daha neyi beklersiniz? 4月3日 Niçin Laik Olamıyorlar?Kuran'da Hz. Muhammet'e "Sizin dininiz size benim dinim banadır" demesini istiyor. Laiklikte tam olarak da budur zaten. Devlet vatandaşlarının dinine karışmaz "sizin dininiz sizedir" der, ve vatandaşına hizmet götürürken neye, nasıl inandığına bakmaz. Bugün şeriatçı, yobaz dediğimiz kimseler işte Kuran'da da geçen bu özgürlüğü diğer insanlara fazla görenlerdir. Bir şeriatçı inanç/bilgi düzeyleri içinde en alt seviyedeki insandır. Allah gerçek inananları "Onlar otururken, ayaktayken ve yan yatarlarken sürekli Allah'ı düşünen ve Allah'ım sen bunları boşuna yaratmadın diye derin derin düşünenlerdir" şeklinde tanımlar. Bu tanım şeriatçıların hiç ama hiç işine gelmez. Onlar 7/24 Allah'ı düşünmek yerine belli zamanlarda, belli ibadetleri şekilsel olarak yapıp cennet ödülün peşinde koşan, fikir ve inanç eksikliği içindekilerdir. Kendileri Allah'ı düşünmedikleri gibi düşünüp farklı birşeyler söylemek isteyenleri de sevmezler. Onları yakarlar, öldürürler, kafir ilan ederler ama neye göre? Şeriatçı tahammülsüzdür; farklı olan herşeye tahammülsüzdür. İster ki herkes aynı şeye, aynı şekilde inansın. Oysaki bu imkansızdır. Dünyada 7 milyar insan yaşıyor ve 7 milyar değişik inanç vardır. Birbiriyle aynı şekilde inanan iki kişi bile bulamazken toplumları buna zorlamak şeriatçılar için nedense ilk önceliktir. Şeriatçı Mevlana'nın tam tersidir. Mevlana "Gel, kim olursan ol gel. Yüzkere binkere tövbe etmiş olsan de gel. Burası ümitsizlik kapısı değildir" der. Şeriatçı eğer sakal bırakmazsan kolunu kesicem der, hata yapma hakkı vermeden 10 yaşındaki çocuğun kolunu arabayla üzerinden geçirerek kırar. (Bu olayın vb.nin görüntülerini internette kolayca bulabilirsiniz.) Sonra da "Batı islam düşmanlığı yapıyor" diye terörist yetiştirir. Aslında islam düşmanlığı yapan şeriatçıdır. İslam için hoşgörü dinidir demekle olmaz. Danimarka'da Hz. Muhammet'in karikatürleri yayınlandığında bu hoşgörü gösterilebilmeliydi, cihat ilan edip, kırıp dökme değil. Denilebilirdi ki: Danimarka'da yayınlanan bu karikatürler tüm islam alemini incitmiştir. Hiçbir fikir özgürlüğü bir dinin kutsal saydığı sembolleri aşağılama hakkı vermez. Ve ondan sonra belki ağızlar kapatılarak bir "Susma" eylemi yapılabilirdi. Eğer bu veya benzeri eylemler yapılsaydı batıdan herhangi bir art niyetli bile çıkıp "İslami Terör" diyebilir miydi? Bombaları kuşanıp düşmanı, masum insanlarla beraber havaya uçurmak islamın neresindedir. Acaba intihar bombacısının eylemi islama mı yoksa islam düşmanlarına mı hizmet ediyor? Masum insanların (yada masum gözükenleri ör. kızılhaç çalışanı. tabi ajan da olabilir ama batı onu iyilik meleği olarak da görüyor olabilir.) kafalarını kılıçla kesip, internet ve tvlerde yayınlamak kime hizmet ediyor? Bunlar olunca adamlar ülkenizden kaçıp gitti mi yoksa size demokrasi getirmeden gitmeyeceğiz mi diyolar? Bazıları çıkıp bunları kurtuluş mücadelimize benzetiyor. Biz bırakın masum insanları öldürmeyi, düşman askerlerini bile misafir gibi ağırlamışız. Hiçbir terörist faaliyete gitmemişiz. Tüm mücadelemizi askeri, savaş kuralları çerçevesinde en onurlu şekilde yapmışızdır. Bugün şeriatçı dediğimiz kimselerin kuru gürültüden başka hiçbirşey vaad etmediği ve arkalarındaki emperyalist devletlerin varlığı açıktır. Bugün Türkiye karşılıklı fikir alışverişi yaparak, tartışarak islami düşünce açısından dünyanın en ilerideki müslüman ülkesi olmuştur. Bunu laikliğe borçluyuz. Kadınlarımız her alanda çalışabilmekte, eve ve 1,5 metre kare beze hapsolmamakta, inanca saygı duyulmakta, modern dünyaya ayak uydurabilmekte, sanayileşip gelişebilmektedir. Petrolü olmayan hiçbir şeriatçı ülkede gelişme yoktur. Onlar için zaman durmuştur. Peki şeriatla yönetlen ülkerede suç, zina, yolsuzluk, kaçakçılık az mıdır. Hayır. Bu konularda da örneğin İstanbul sadece islam ülkelerinde değil tüm ülke metropolleri açısından da en az kırığı olan ildir. Şeriat bu suçları engeller gibi gözüksede aslında hepsinin anası ve gizleyicisdir. Şeriatçı kaçak villa yapıp üstüne Allah'ın mülkü yazıp bunu halktan gizlemek ister. Şeriat sistemleri bunu başarır ama laik, demokratik sistem onu yakalar. Şeriatçı istediğini yapıp ona sual sorulmamasını, eleştirilmemeyi ister ama laik sistem yaptıklarını hesabını er veya geç sorar. Bu bakımlardan da şeriatçının aslında dini yoktur. Şeytan Allah'a "Ben kullarını sana olan inançlarını kullanarak saptıracağım", diyor. Bunu şeriatçı eliyle yapar. Şeriatçı "Yaratılanı severim yaratandan ötürü" diyen Yunus Emre'nin karşısındadır. Onun gündemi sevgi değil korku ve kontroldur. Şeriat mülk delisinin idare silahıdır. Şeriatla bir cemaat içinde yükselen kişi ancak ölürse ordan iner ve yerine oğlu geçer. Ona biat etmemiş kişi anında bir şekilde kafir oluverir, dışlanır hatta öldürülebilir. Hz. Muhammet ölür ölmez boşuna mezhep ve iktidar savaşları başlamamıştır. İslamı yeni tebliğ etmiş olmaktan ve din savaşlarının yeni bitmesinden olsa gerek insanlar arasında islamın hoşgörülü tarafını yeterince vurgulayamamıştır. Bu aynı Atatürk'ün batı ile savaşı kazandıktan sonra batı ile işbirliğine gitmesi gibi bir paradokstur. Yani inanç gönül işi olduğundan insanlara zorla inanç dikte edemezsiniz. Belki de bunu gördüğü için "Ben öldükten hemen sonra başlamak üzere 72 millete bölüneceksiniz" demiştir. Kıyamet zamanında ise bu 72 millet/mezhep tekrar 1 olacaktır. Bunu şeriat değil hoşgörü başaracaktır. Laiklik soğuk, dinsiz görünebilir ama aslında içinde her inancı barındırabildiğinden, bir hoşgörü denizidir. Tam da islamda olduğu gibi. Şeriat insanları iki veya yüzlerce ayrı kaba koyar. Bizden ve onlardan, şunlardan, bunlardan... diye. Laillik ise hepsini aynı kaba koyar. İşte bu yüzdendir ki toplumun farklı düşünceleri birleşebilir ve "aşure" olabilir. Yoksa sen fındıksın, ben incir o tarçın... |
|
|