alper 的个人资料Sen değiş, dünya da deği...照片日志列表更多 ![]() | 帮助 |
|
5月13日 Özet Geçmeyin...Bir sınıftayız ve öğrenmemiz gereken şeyler var. Herkesin kitapları var. Ama kitaplar o kadar dolu ve dışarda hava o kadar güzel ki kimse kitap okumak istemiyor. Kitap okumayan kişiyi dışardaki bir tane güzel dünya beklemektedir, onu seçebilir, kitap okuyanı ise sayısı kendisine kalmış kadar, kendi renklerinde dünyalar... Kitap okumak ta bilirsiniz öyle birşeydir ki ilk birkaç sayfasına bakar herşey. Birkaç sayfa okuduktan sonra o kitap mutlaka biter. Ve bir kitap bitirmek bir kütüphane edinmeye başlamak demektir. Tekrar sınıftayız, geçmemiz gereken bir ders var. Birisinin hemen gelip bize hangi soruların çıkacağını fısıldamasını isteriz değil mi? Elimizdekinin kıymetini bilmeden, sınıf arkadaşlarımızın evhamlarına uyarak... Fısıldayacak kişiyi çok ister ve beklersek de sınıfımıza mutlaka gelir. Bu kişi 1 veya 2 üst sınıftaki biridir çoğu zaman. Gelir ve bize özet geçer. Belki önemli yerlerin altını çizer. Biz de 250 sayfalık kitabın tamamını okumak yerine çoğu zaman o özetlerle, fotokopi notlarıyla idare ederiz. Tek amacımız vardır sınıfı geçmek. Çünkü geçmek cennettir kalmak cehennem. Ama 20 sayfalık özet 250 sayfalık kitap değildir. Bilmeyiz ki aslında sınıfı geçmek için o 250 sayfayı özümsemek hatta yeni kitap yazacak kıvama gelmek lazımdır. Ama kimse 20 sayfalık bilgisiyle kitap yazamaz. Bizim sınıfımız kendi dünyamızdır dersimiz ise merhamet. Bakmayın basit durduğuna, merhamet aslında herşeydir. Ve 250 sayfalık merhamet dersi kendi kendinize, en başından, kelime kelime, cümle cümle, konu konu düşünülerek, hissedilerek öğrenilebilir. İsteyen özet geçebilir. Ama özetle yetinmek kitap severler için ceza gibidir. Çok sevdiğiniz bir romanı düşünün, onun her satırını okurken nasıl da heyecanlanmıştınız, nasıl da duygulanmıştınız. Belki kitabın yazarıyla beraber dertleşmiş, mutlu olmuş, üzülmüş, hüzünlenmiştiniz... Özette bunların hiçbiri olmaz. Hayatı özet geçmeyin. Size herkes özet inanç vermeye çalışır. İslamın 5 şartı, ibadet şudur, bu budur vs.vs.... Nefes alışınızın, evrenin, oluşların yazarı Allah'dır. Şimdiki dersimiz merhamet. Özet geçmeyin... 5月5日 Dallayıp budaklama referans kalbindir...Herkes doğru olanı duyduğunda onu anlar ama herkes doğru olanı kabul edecek kadar olgun değildir. Çünkü bazen doğrular artık kemikleşmiş düşüncelerini sarsmaktadır ve iyi kötü idare eden bu sistemlerinin yıkılmasına tüm güçleriyle mani olmaya çalışırlar. Ama doğru olanı duyduklarında anlamaya devam da ederler. Belki duymazdan, anlamazdan gelirler, çünkü kendilerine verilen hazır sistemin yıkılmasını ve yeni baştan oluşturmaktan korkarlar buna güçlerinin de olmadığını düşünürler. Örneğin daha önceki incilerde bolca açıkladığım gibi cennetin veya cehennemin olmadığını asıl cennetin başkalarına ve dolayısyla kendisine olan sevgiden geçtiğini, ölünce köşkte oturmayacağını kabul etmek buna uzun süredir kendisini inandırmış birisi için elbette çok zordur. Bu sadece kabul veya red işi değildir. Kabul veya red mekanik bir süreçtir akıl işidir. Olay özümseme, farkına varma, hissetme olayıdır. Referans kalbinizdir. Onun için öncelikle kalbinizin size söylediklerini hoşunuza gitmese de dinlemeniz, kalbinizi anlamaya çalışmanız gerekir. Göreceksiniz ki başka hiçbir şeye ihtiyacınız yok. Herhangi bir inançla ilgili alimlerin, çokça kitap karıştıranların, şu böyle söylemiş bu böyle söylemiş diyenlerin varamadığı sonuca kalbiniz sizi anında götürecektir. Ama kalbinizi dinlemenizi istemeyenler vardır. Dinlerseniz duyacağınız sesleri şeytan vesvese veriyor derler ki kalbinizi dinlemeyin. Sadece onları dinleyin. Benim incilerde üzerinde özenle durduğum şey, inançla ilgili olan herşeyin sadece sizin tarafınızdan "size özel" olduğunu kendi kendinize üzerinde yoğunlaşarak düşünüp, anlamanız ve hissetmenizdir. Hiçbir olay, hiçbir kural, hiçbir yasa genel değildir. Dünyada 6 milyar insan yaşıyor hiçbirinin deneyimi bir diğeriyle aynı değildir. Aynı iki kar tanesinin birbirine benzemediği gibi. Kuran'da bolca; ibret alanlar için yeryüzünde nice alemetler, örnekler olduğunu söyler. Yeter ki herhangi birşeyin üzerinde düşünelim. Bu örnekte olduğu gibi o şey sizinle konuşmaya başlar. İnsanlardan bazıları işte bunları düşünüp kalbiyle görür bazıları da akşam ki maçta kaç gol atacaklarının derdindedir. Aslında sizinle konuşmaya o kadar hazır bir kalbiniz vardır ki akşamki maçta kaç gol atacağınızı bile düşünseniz size anlatmaya çalıştığı onlarca şey olur. Ve bu şeyler size özeldir. Siz de çok özelsiniz. Yeter ki dinleyin. Kalbinizle konuşma konusunda yeni iseniz sizinle önce vicdani konularda konuşur. Çok geneldir ama etkilenirsiniz. Siz kalbinizi dinledikçe size o anki seviyenizle dengeli olarak çeşitli bilgiler verir. O kadar ilginç ve güzel bilgiler verir ki kendinizi bir anda seçilmiş kişi, Allah'ın sevgili kulu vb zannedebilirsiniz, ki aslında öylesinizdir. Seçilmiş kişisinizdir. Kendi kendinizi seçmişsinizdir. Günümüzde bolca tartışıp çözmeyerek, üzerinden rant sağlanan, "icat edilmiş" türban konusunda da kalbinizi dinleyin. Ne diyorlar? Eğer saçınızın bir teli bir erkek cinsi tarafından görülürse cehennemlik olursunuz. Gelin izin verirseniz, bu konuyu benim zihnimde benimle beraber düşünelim: Hımm demek öyle, peki neden? sorusuna ne cevap veriyorlar? Kuran'da öyle diyormuş. Öyle demiyor biliyorum. Üstelik bugün şeriatla yönetilen suudi arabistan kraliçesi, türkiye büyükelçisinin eşi, ürdün prensi vb hiçbiri türban takmıyor! Demek ki bu cevap yetersiz. Peki nedeni başka ne olabilir? Kadın saçı erkekleri tahrik ediyormuş, etmesin diye. Yapılan araştırmalar göre genç bir erkek ve kız günde ortalama 3000 (üç bin, yanlış yazmadım) defa cinsellikle ilgili şeyler düşünür zaten. İlla saç teli görmesine gerek yok. Dişinin varlığı bile uyarılmaya yetebilir. Üstelik eğer bir kızın saçını gördüm diye tahrik olacaksam en kısa zamanda bir psikolağa gitsem iyi olur. :) Kaldı ki bir dişi tarafından uyarılmak biyolojik zaman açısından gayet normaldir. Çocukken veya çok ileri yaşlarda ereksiyon halinde gezen birisi olabilir mi? Aksi halde insan ırkının sonu gelir. Her canlılda en önemli dürtü seksdir. Hatta örümcekler vb bazı diğer canlılarda seksden sonra erkeğin dünyadaki yaşamı bile bitebilmektedir. Normal olmayan, bu güçlü dürtünün kontrol edimemesidir. Şimdi bir soru: Eğer erkek bu dürtüsünü kadının saçını gördü diye kontrol edememişse cehennemi neden o kadın hak etsin??? Bu kadına yapılan çok büyük bir haksızlık değil mi? Çok basit. Baskın cins Erkek pasif cins Kadın'a kendi kabahatini yüklüyor. Ben eğer Allah'ın adaletine güveniyorsam bu Allah'ın işi olamaz. Bu aşamadan sonra bana getirecekleri hiçbir belge kesinlikle güvenilir değildir. İşin tuhafı kendisine yapılan bu haksızlığı kadınların anlayamaması. Çok ilginç, yaz ortasında bile tüm kafasın ellerini, heryerini sıkı sıkı kapatan kadınlar bunu Allah'ın emri zannediyorlar. Sanki Allah haşa iki cins olarak yarattığı insanlardan erkek olanları tercih etmiş ve kadınları onların emrine vermiş gibi. Şu erkekler ne kadar acımasızlaşıyorlar :) Dalga geçer gibi. Eğer bir kadın benim saçımı görüp tahrik olsa ne olacak peki? Bunun suçlusu da ben mi olucam? Cevabı var. Gene kadın suçlu. İffetsiz çünkü. Biz erkekler bu işi ne güzel çözmüşüz di mi? Ben tahrik olursam o suçlu o tahrik olursa gene o suçlu. E nerde kaldı nefs mücadelesi, kendini kontrol. Kişi bu mücadeleleri yapıp galip geldikçe yükselir. "Bu mücadeleden kaçan korkak/zayıf erkeklerin yarattığı dünya" ise işte böyle yine kadına hapishane olur. İslamiyet gelmeden önce araplar çocukları kız doğarsa diri diri gömüyorlarmış biliyorsunuz, şimdi durum çok mu farklı sanki? Şimdi kız olarak doğdukları için kafadan erkeklerin birçok kabahatleri üzerlerine yıkılmış bir hapishaneye gömülüyorlar. İşin tuhafı çoğu kadın o kadar bilgisiz ki (yine erkekler özellikle bilgisiz bırakıyorlar) acaba türban ne için var? diye "düşünemiyorlar" bile. Kadın; Benim saçımı gördün diye tahrik mi oluyorsun? Beter ol! diyebilmeli. :) Kadına bunu diyebilmesi için ihtiyacı olan hertürlü bilgi/cesaret/özgürlük verilmelidir. Kafi derecede özgür olmayan kadın zaten yaşamıyordur ki kalkıp bunları düşünmeyi hayal etsin. Kadınlarımızı, kızlarımızı özgürleştirelim. Artık kadınları alınıp, satılan, evlenene kadar peşinde koşulan, sonra eve ve 1,5 metre kare beze hapsedilen insanlar olarak görmeyelim. Televizyonlarda görüyoruz, bir sürü kadın bir ağaca toplaşmış, bez bağlıyorlar, büyücülere gidiyorlar, çeşitli saçma sapan batıl inançlara yöneliyorlar. Onları oralara sürükleyen kim? Kızları insan olarak görüp, yetiştirdik de hala oralara mı gidiyorlar? Bugün ölçülen en yüksek IQ bir kadına ait. Ve tüm savaşları çıkaran cins erkek. Biz erkekler olarak ne zaman vicdan muhasebemizi yapacağız? Yoksa bir süre daha "Abi iyi böyle devam eeett", mi diyeceğiz??? |
|
|