alper 的个人资料Sen değiş, dünya da deği...照片日志列表更多 工具 帮助

日志


6月15日

İnanmanın Şart Olmaması ve Vazo

Bi düşünsenize siz nasıl bir ortamda doğdunuz. Cinsiyetiniz, aileniz, maddi durumunuz, geleneksel inancınız, yakın sosyal çevreniz vd. sizi diğer dünya insanlarından ne kadar farklılaştırdı? Bütün bu farklar sizi diğer tüm insanlardan tamamen farklı biri mi yaptı? Siz ve diğerleri mi var? İnsanlar arasında bir bağ yok mu? Ya da tüm oluş arasında?

Siz şu satırları okurken dünyada yüzlerce farklı dilde, yüzlerce farklı memlekette milyarlarca insan yaşamaya ve deneyimlemeye devam ediyor. Allah dileseydi herkesi aynı kalıba sokardı. Herkes aynı dili konuşur, aynı şeyi söyler, aynı şeyi yapardı. Allah "özgür iradesi olan" bir insanı yani Adem'i yaratacağını meleklerine söylediğinde melekleri "Dünyada savaş çıkarıp kan dökecek, asilik edecek insanları mı yaratacaksın oysaki biz sürekli seni övmekteyiz" demişlerdi. Allah'da "Ben elbette sizin bilmediklerinizi bilmekteyim" demişti. Daha önceden de ve şimdilerde insanlar o melekler gibi düşünüyor. Neden insanlar yaşıyor ki? Herşey çok kötü diye. Hatta bazılarımız insanlardan nefret etmeye başladı sanki kendisi insan değilmiş gibi.

Allah'ın yarattıklarında kusur olmaz. Eğer kusur görüyorsak bu bizim eksikliğimizdir. İnsanlarda olan şey "özgür irade"dir. Özgür irade insanı meleklerden ayıran ve yücelten şeydir. İnsan özgür iradesiyle Allah'a inanmamayı bile seçebilir. Melekler doğa kuralları gibidir. Değişmezler. Aslında melekler oluşun düzenidirler. Sistemin çarklarıdırlar. İnsan çark değildir. Şeklini kendisi seçebilir. Bu yüzden daha özeldir, ilahidir.

Dünyada herkes aynı şekilde inanmıyor, çeşit çeşit inanışlar, çeşit çeşit ibadetler var. Yani Allah'ın tüm dünya için belirlediği bir inanış yok. Olsaydı mutlaka olurdu. Bu konuda insanlar tamamen özgür. Afrika yerlisi, japon, hintli, kızılderili vb.. onlarca belkide yüzlerce değişik inanış var. Allah bunların hepsine izin veriyor. Bizde bazı hadislerde geçtiği gibi müslüman olmayanları sıkıntıya da sokmuyor.

İnanç delili olmayan birşeydir. Delili olsa bilim sahasına girer. Ama bilim inancı destekleyebilir. İnanç çoğu kez biilmle çelişebilirde. Zaten insanlar bilmedikleri, anlayamadıkları olayları inançlarıyla birleştirip yorumladıkları için, mesela güneşin dünya etrafında dönmesi, bunun tersi kanıtlandığında en büyük zararı içinde doğruları da barındıran inanç gördü. Kimisi inançtan tümüyle vazgeçti. İnançla anlatılan şeyin henüz doğruluğu veya yanlışlığı kanıtlanmamış "teori" olduğunu düşünmeye başladılar. Akıldan kalbe yada bilimden inanca giden yol en uzun yoldur derler.

Özetle Allah dünyada kimin nasıl inandığına bakmamaktadır. Dünya insanları için ortak olan şey "yaşam"dır. Tüm insanlar yaşıyor. Ortak olandan hareket etmemiz gerekir. Eğer bize öğretilen inanışların kesin doğruluğundan hareket edersek diğer insanların mağduriyetliklerini açıklayabilmemiz gerekir. Örneğin kendimizden yola çıkalım. Bırakın dünya çapında düşünmeyi kendi içimizde bile mezheplere ayrılmışız birinin ak dediğine diğeri kara diyor. Hemde kin ve nefret duygularıyla. Biz doğduk bize Allah'ın tek olduğu öğretildi. Bunlara bir sürü şey daha ekleyip onlara da inanmazsak dinden çıkarmışız ve cehennemde sonsuza kadar yanarmışız. İyi tamam, korktuk ve kendimizi inandığımıza ikna ettik ve cennete kavuşmayı bekliyoruz. Peki cehenneme gidecek olan Afrikalı kardeşimın suçu ne? Napalım Afrikalı doğmasaydı o da mı diyicez? Biz iyi ki çok şanslıymışız değil mi? Ama o ve diğerleri neden şanssız doğdular? Yoksa şansız değiller mi? Yoksa bizim gibi inanmak zorunda değiller mi? Ve işte soru: İnanmak zorunda değiller mi? Yok artık Allah alt tarafı insana bu kadar özgürlük vermiş olamaz mı diyorsunuz?

Hiçbirşeye inanmak "zorunda" değilsiniz. İnanmadan da yaşarsınız. Ama yaşamak zorundayız. Dünyaya yaşamak, deneyimlemek için geldik. Açıklayayım. İnsan ruhunu dünyaya doğmadan önce bir mıknatısa benzetebiliriz. Evrende aslında herşey bir mıknatısdır. Herşey birbirini çeker. Yerçekimi, gezegenler, galaksiler, nebulalar vb. İnsan mıknatısı neye ihtiyacı varsa dünya çorbası içinde yerini bulur ve doğar. Belli bir burçta, belli bir gelir düzeyinde, belli bir cinsiyette, belli bir ülkede, belli bir inanışta, belli bir zekada, Hatta başka bir gezegende doğsaydınız belli bir 6,7,8.. hisde gibi vs.. Sizin şuanda olduğunuz yer ve yaşadığınız tüm olaylar sizin çekiminiz dolayısıyladır. Eğer bu seferki dünya deneyiminizde tekamülün ilerki aşamaları olan Allah inancı, vahdeti vucut gibi şeyler sizin için çok fazlaysa neden Afrikada doğmayasınız? Bilirsiniz doğada her canlı hayatta kalmak için ihtiyaç duyduğu her özelliğe sahiptir. O kişinin henüz Allah inancına ulaşması zor ise neden ona anlayamayacağı şeyleri vermeye çalışalım? Bizim çevremizde böyledir. Herkesin ilgi alanı, dünyayı algılayış şekli farklıdır. İnsanlar eğer bir kurtarıcı talep etmeseydi hiçbir peygamber veya evliya gelmezdi. Kendilerinden isteneni anlattılar, anlamak isteyen anladı. Bilirsiniz Hz. Muhammet herkes için endişeleniyor ve kendisini üzüyordu. Allah ona böyle yapmamasını doğru yoldan sapmış olanları nekadar çok istesede doğru yola çeviremeyeceğini söylemişti. Yapılması gereken yardım talep edildiğinde cevap vermektir. Yardım istemeyene zorla yardım edilemez.

Bu sistem biraz önce bahsettiğim cehennem modelinin açıklayamadığı mağduriyeti gidermektedir. Siz kabile hayatı yaşamadığınıza göre daha üstün bir birlikteliği farketme şansına sahipsiniz demektir. Sizin seviyenizde olmayanları cehenneme gidecek zannetmeyin. Onlara merhamet edin. Yapabiliyorsanız gelişmelerine yardım edin. Onlarda birgün sizinle aynı algı düzeyinde buluşacaklar. Kendinizi ne üstün görün ne de açlakta. Gelişmişlik olarak zamana göre ilerde de görmeyin. Zaman deneyimlerimizde bize yardımcı olan bir araçtır sadece.

Neden inanmak zorunda olmadığınızı anlattım. Bilirsiniz birşeyi yapmak zorunda iseniz o şeyi istemeye istemeye ve dolayısıyla eğreti şekilde yaparız. Şimdi inanma konusundaki zorunlukları üzerinizden atarsanız kendinizi dinleyebilirsiniz. Allah inancı kristal bir vazo gibidir. İnsanlar bunu konuşmaya başladıkları gün kırmaya da başlarlar. Bu inanca kelimelerle, konuşarak nüfuz etmek, binlerce parçayı uhuyla yapıştırarak vazoyu eski haline getirmek kadar zordur. Kelimelerle uğraşmayın. Kelimeler bakkaldan ekmek alırken işinize yarar. Sözleri unutun. Herşeyi unutun. Yerdeki irili ufaklı parçalara bakmaktan vazgeçin. Ve susun. Susmaya devam edin. Hissedin. Bir de göreceksiniz ki, ulaşılmaz / hayal sandığınız o harika vazo başından beri ellerinizdeymiş...

6月5日

Aslında İyi Şeyler

Çinliler ilginç adamlar. İnsanın elinin içine, tırnaklarına, ayaklarına veya kulaklarına bakarak sağlık durumları ile ilgili birçok şeyi öğrenebilirlermiş. Gerçekten de vücudumuz bize birşeylerin iyi gitmediği zamanlarda çeşitli uyaranlar gönderir. Mesela boynumuzda fıtık başlangıcı varsa fena şekilde ağrır, ne biliyim mide problemimimiz varsa ağrır. Zamanında tedbir alıp, iyileştirmeye gidersek sorun büyümeden çözebiliriz.

 Bunu zaten birçoğumuz bilir. Şimdi size söyleyeceğim şey ise çoğunuzun bilmediği birşey. Eğer ruhumuzda bir problem varsa bunun da uyaranları vardır. Bunlar: Kızgınlık, öfke, kıskançlık, açgözlülük, egoistlik, kendini değersiz görme vb aklımıza gelen tüm kötü/olumsuz duygu ve düşüncelerdir. Bunlar ruhun bize gönderdiği kötüye gidiş sinyalleridir. Eğer bu sinyallerin sebebini kendimizde aramazsak (örneğin beni şu adam çok kızdırıyo, bunun yüzünden egoist davranıyorum vb gibi) çözümsüz kalır ve ruhani hastalığımız giderek kötüleşir. Kötüleştikçede bu sinyalleri almaya devam ederiz. 

 Alt üst edilmesi gereken görüş şudur: "Çevremizde bir olay olur ondan sonra biz bu olaya tepki veririz." İŞTE BU YANLIŞTIR. Doğrusu çevremizdeki olaylar olmadan çoook önce bunların bizim ruhani durumumuz tarafından istenmiş/çekilmiş/davet edilmiş vb olmasıdır. Bu önemlidir. Evet o olayları sizin ruhani durumunuz davet ediyor. Bir çekim merkezi oluşuyor. Bu çekim merkezi (dünyada sadece siz yaşamadığınız için) hemen olmasa da belirli bir süre sonra gerekli uygun ortam oluştuğunda meyvesini mutlaka verir. Bu doğrultuda yaşadığınız olayları tekrar gözden geçirin. Kötü duygularınız, olaylara tepki veriş/algılayış şekliniz değişmedikçe AYNI olayları tekrar ve tekrar yaşıyorsunuz değil mi? Sadece zaman, mekan ve oynayanlar değişiyor. Gelecekte benzer olayları yaşamamak için o olaylar karşısındaki tutumunuzu değiştirmeniz geriyor.

 Gördüğünüz şeyler ruhani frekansınızın şuanda görünür hale geçmiş olan kısmıdır. Holografik evren diye bir kitap okumuştum orada herşeyin frekanslardan oluştuğunu söylüyordu. Atom altı parçacıklara indiğimizde bizim bildiğimiz manada elle tutulur, katı cisimler yoktur. Sadece titireşim. Tüm evren de bir titreşimdir. Farklı dalga boyutlarında farklı etkileşimlerle devinir. Bizim gördüğümüz ortam daha yüksek frekanstaki ruhani yapımızın bize görünür olduğu andır. Biraz karışık oldu ama şunu anlatmak istiyorum. Başınıza gelen bir olaydan birinci derecede sorumlu olan kişi sizsinizdir. Başkalarını suçlamayı bırakıp nedenini kendinizde aramalısınız. Çünkü böyle olmasını siz istediniz. Eğer haksızlık yapan bir kişi iseniz çevrenizde haksızlık yapan birilerini görmek çok normaldir.

 İlerleyen yaşlarda söyleyeceğiz hayat bizi çok olgunlaştırdı diye. Bunu söylerken de o anıları hüzünlenerek tekrar yaşayacağız. Ama o olayları yaşamak zorunda değildik. Neden yaşadık? Çünkü kendimize o olayları yaşamaktan başka şans vermedik.

 3 şekilde öğrenilir. Yaşayarak, görerek ve düşünerek. Bunlardan en zoru yaşamak en kolayı düşünmektir. Sadece düşünerek ruhumuzu hastalıklardan/eksikliklerden kurtarabilecekken neden yaşamak zorunda kalalım? Eğer düşünemiyorsak bile en azından bizim başımıza gelmeden çevremizdeki olayları izleyerek te öğrenebiliriz. Ama bu şansı da kaçırırsak "ruhani eksikliklerimizin bizi içine çektiği ortama" girmek kaçınılmaz olacaktır...

 Olumsuz tüm duygu ve düşüncelerinizden kurtulmak zorundasınız. Söylediğim gibi bunlar hemen sizin için mükemmel bir "tecrübe ortamı" yaratmaya koyulurlar. Bu ortam hemen gerçekleşmez ama siz kendinizi değiştirmeyip olumsuzluk yaymaya devam ederseniz mutlaka gerçekleşir. Kendinizi değiştirdiğiniz an ise ilerde başınıza gelebilecek olası durumları def ettiğiniz gibi güzel olayları da yartırsınız....