alper 的个人资料Sen değiş, dünya da deği...照片日志列表更多 ![]() | 帮助 |
|
8月13日 Tarikat Hocası - Gerçek ErenSizi değersiz hissettireceklere izin vermeyin. Dilerseniz kendinizi, hayatı, herşeyi değersizleştirebilirsiniz tabi. Özgürsünüz. Ama özellikle günümüzde bazı tarikat, topluluk, cemaat vb. liderlerinin vaaz, söyleşi, konferans vb. larında buna sıkça rastlıyoruz.
Sizi katı bir taassubun içine sürüklüyorlar. Ölecek ve sınava çekilecek birer mahluk yapıveriyorlar. Oysaki ölümünüze bile sizin karar verdiğinizi bilmiyorlar. Evet ne zaman bu dünyadan ayrılmak isterseniz o zaman ayrılırsınız. Bunu bilinçli bir şekilde yapamasanızda eğer kalbinizi samimi bir şekilde dinleyecek olursanız sadece ölümünüzü değil başınıza gelecek herşeyi yine sizin çektiğinizi görürsünüz.
Allah'ın çok bağışlayan sıfatını nedense sürekli unutma eğiliminde oluyorlar. Belki Allah tarafından cezalandırılma korkusuyla yanıbaşlarında otururken iradenizi onlara daha kolay teslim ettiğinizdendir. Gerçek bilge/ermiş kişi ise size baktığında tekamül için nelere katlanmayı göze alıp dünyaya doğmuş kişiyi görür. Ve size olan merhametinden gözleri yaşarabilir. O, karşısında Allah'ın halifesini görür. Evet insan Allah'ın yeryüzündeki halifesidir. Nuru ve cismidir. Gerçek erenler insanda kusur görmez ki sınava tabi tutulup cehenneme tıkılısınlar. Bir bebek yürümeye başlamadan önce çokça düşer değil mi? Eğer insan da doğruya ulaşmak, tekamül etmek için çokça hata/kötülük vb yaparsa ona kızılabilir mi? Aksine her hata,acı,keder,dert vb bir öğrenme fırsatı olduğundan o kişinin bu öğrenme/tekamül yoluna sadece sevgi duyar, merhamet duygularını yönlendirir.
Tarikat hocasının gücü iradesini ona teslim etmiş müritlerinden gelir. Hoca müritlerini oltaya takılmış balık olarak görür. Oltaya takılmış balığa yem vermeye gerek yoktur. Gerçek erenler ise ondan nasihat alanların ihtiyacı olan bilgiyi "dolaysız, anlaşılır ve tam olarak" verir, vermeye çalışır. Yani Fetullah Gülen'in yapmadığı gibi. Gerçek erenin kendine bağlı, aklını ve gönlünü işletmeyen ona bağımlı ruhlara ihtiyacı yoktur. Onların mükafatı o kişilerin aydınlanışlarını, ışıl ışıl parlamalarını izlemektir.
Tarikat hocası süslü arapça lafları, devrik cümleleri, içinde tedirginlik, korku ögesi olan konuşmaları sever. Gerçek eren ise kişinin üzerindeki tüm yükleri alıverir. Çünkü gerçekte bu yükler (korkular, zorlamalar, çelişkiler) yokturlar. Allah'ın yarattıklarında kusur olmaz. Şuan Allah'ın yarattığı kusursuz bizler kusursuz dünyada yaşıyoruz ve yaptığımız hiçbirşeyde de kusur olamaz. Buna puta tapmak, şirk koşmak, öldürmek, hırsızlık vb herşey dahildir. Biraz açmam gerekecek zira bu güne kadar büyük günah olarak öğrenmiştiniz çoğunu. Öncelikle biraz önce saydıklarımı düzeyi ilerlemiş kişilerin yapması olanaksızdır. Yapmamalarının sebebi düzeylerinde gizlidir. Geldikleri düzey sonsuz bilgi ve sevgi kaynağına doğrudan bağlanmaya olanak tanır. Bu bağlantıyı koparmadığı sürece, ki bu bağlantı dünyanın en lezzetli şeyidir o yüzden bir kere tadını alan bir daha koparmaz, o şeyleri yapmak kalbinin ucundan dahi geçmez. Belki zihniyle sanal olarak simülasyonunu yapabilir. Ama yapmayacağı kesindir. Düzeyi düşük olanlar ise pekala bunları yapabilir. Ama bunları yapmış olmaları cehennem ateşini gerektirmez ve kötü değildir. Biz şuan çoğunluğun düşük düzeyine muhatap olduğumuz için davranışların bazılarını kötü diye sınıflayıp cezalandırarak diğer insanları korumaya çalışıyoruz. Bu da hata değildir. Unutmayın hata, kusur yoktur. O kişilerin bu davranışları yapması öyle gerektiği içindir. Örneğin hırsızlık yaparak geçinen birisi hayatının bir döneminde vicdanını işletme durumunda kalıp yeni şeyler keşfedebilir. Aynı zamanda malını çaldığı kişilere de yardım etmiştir. Yeterince derin düşünemediğiniz için hala bu davranışları kötü diye kestirip atabilirsiniz. Ama kötü değildir. Sürecin/deneyimin aynı akan suyun kendi yolunu bulması gibi, mükemmel bir parçasıdır. Dikkat edin hepsi tekamüle hizmet etmektedir.
Tarikat hocası dünyevidir. Müritlerine her ne kadar cennette akan ırmakları, ela gözlü hurileri, ona hizmet eden gençleri vaad etsede bu dünyada da vaad ettiği şeyler vardır. Dikkat edin cennet diye vaad edilenler de dünyevidir. Siyasidir, politiktir, takiyye yapmakta sakınca görmez, mal mülk biriktirme yarışı içindedir. Gerçek eren Yunus Emre gibi "Cennet cennet dedikleri birkaç melekle birkaç huri, Dileyene ver onları bana seni gerek seni" der. Sonsuz sevgiye karışacaklarını müjdeler. Zamanında kadılara, şimdi devleti ele geçirmiş yobazlara karşı gelmekten çekinmez. Dar ağacı önlerine serilirse ipi öper kendi boynuna kendi geçirirler.
Tarikat hocası aklidir. Söylediği, yazdığı herşey akıl yoluyla bulunmuş, icad edilmiş, iliştirilmiştir. Oysaki akıl Mevlana'nın dediği gibi sizi sırça sarayın kapısına kadar getirebilir, sizi içeri alacak olan aşktır. Akıl dünyevidir. Akıl ile Allah'ı idrak etmek hislerinizi düşünmeye benzer. Aşk'ı düşünmeye benzer. Akılla devam ederserniz sırça sarayın kapısında kalakalırsınız. Yapay zekaya sahip akıllı robot filmlerindeki gibi. Düşünebilirsiniz ama sizi insan yapan hislerinizdir. Gerçek erenin söyledikleri kalbinden ışır ve direk sizin kalbinize dolar. Onu akılla anlamaya çalışabilirsiniz ama bu sizin canınızı acıtacaktır. Bu havayı yemeye çalışmak gibidir. Havayı yemeye çalışmayın, sadece derin derin nefes alın. Aldığınız, alacağınız nefesin kaynağı herşeyde olduğunu gibi yineAllah olacaktır. Derin derin ve dilediğiniz kadar nefes alın. Gerçek eren kalbidir. Mevlana gibi çanak yapan ustanın çıkardığı sesle, rüzgarla, çocuk sesleriyle meşk olur ve semah döner.
Tarikat hocası çözüm üretemez. Sorun, çelişki, yıkım, korku üretir. Çünkü kusursuz olmayan bir dünyada yaşadığını zanneder. Sürekli savaşacak düşmanları, onu yolundan saptırmaya çalışan şeytanlar, dinsizler, ve kavram olarak uydurdukları müşrik,kafir gibi zavallılar vardır. Kendisini bir türlü mükemmellik denizine bırakamaz. Hep karada kalır. Bunun sıkıntısıyla bağırışır, çırpınır durur. Gerçek eren çözüm, huzur üretir. Çözümleri hazmedemiyor olabilirsiniz, hazır olmayabilirsiniz. Ama en azından tarafsız, egonuzdan kurtulmuş olarak bakabilirseniz bu çözümleri doğrular aksini iddia etmezsiniz. Nitekim tarikat hocalarının değil gerçek erenlerin sözleri, deyişleri günümüze ulaşabilmiş ve hala ışık tutmaktadır. Çünkü o ışık zamana bağlı değildir. O ışık/hikmet o sözlerde vardır, bunu bilir, hissederiz; belki sadece günümüz diliyle tekrar farklı bir şekilde ifade etmek gerekecektir.
Tarikat hocası çelişkilidir. Çelişki sadece masumiyetle yok olur. Allah, sonsuz bilgi katından gelecek çelişki içermeyen bilgi masum bir amaçla kullanılmayacaksa kilitlenir. Tarikat hocası müritlerini kaybetmeyi göze alamayacağı için asla masum olamaz. Eğer akıllı birisiyse çok konuşmaz ki çelişkileri artmasın. Eğer müritleri doğruyu bulmakta ısrarlı iseler olabildiğince zor sorular sormalıdır. Hoca konuştukça doğruya klavuzlanmış bu kişiler kesinlikle cemaatten kopacaktır. Gerçek eren ise kaynağı Allah olan sözlerinin sarfettikçe bırakın ısralı mürit olmayı sıradan kişinin içinde dahi büyük bir alev yakacak ve birşeyleri uyandıracaktır.
Tarikat hocası haklı çıkmak için gerekirse kutsal değerleri bilerek yanlış/kendi lehine yorumlayacaktır. Gerçek eren ise bir kalp kırmamak için gerekirse alıp başını gidecektir.
Tarikat hocasının müritleri, gerçek erenlerin dostları vardır. Müritler ne için hocaya bağlı olduklarını bilemeyecek kadar uyuşmuşken, dostlar en derin sevgi bağlarıyla ulu, dip diri bir çınar yeşertirler. Hoca diliyle aksini söylese de kalbiyle daha değerli olduğunu düşünür, eren karşısında Allah'ın nefesini gördüğü için böyle bir kıyası aklına bile getirmez.
Tarikat hocası bağlantılarını aşamamıştır. Gerçek eren evrensel ve ilahidir. Hoca cinsiyeti, dili, dini, ırkı vb bağlarını muhafaza eder. Gerçek eren için kadın erkek, 72 millet birdir.
Tarikat hocasının insanlar istedikçe bu dünyanın hırsı, egoyu tatmin edecek herşeyinin galibi ve sahibidir. Gerçek eren galip ve sahip olmayı zaten istememektedir. Onların sahip oldukları bunların zaten çok ötesindedir.
Gerçek eren olmanız dileğiyle...
8月12日 Mesih ve Yeni DünyaUzunca bir süredir beklenen bir Mesih var. Özellikle internette Harun Yahya külliyatı bu konuda geniş bilgiler sunuyor. Gelecek olan mesihin ayetlerle haber verilişinden, ahir zaman alametlerinin şuan gerçekleşmekte olduğundan ve mesihi nasıl tanıyabilirize kadar geniş bilgiler onlarca site ve yüzlerce sayfada karşımıza çıkıyor. Kısaca mesih yani Hz. İsa ölmedi, tekrar yeryüzüne inecek, altınçağı başlatacak deniliyor. Bence Hz. İsa öldü. Eğer tekrar yeryüzüne inecekse bu yeniden doğarak olacak. Yeniden yeryüzüne inmek onun tercihi olacak. Bu bir gönül işi çünkü. İnsanlar Allah'ın elinde kurulup bırakılan kurşun asker değildir. Veya burası satranç gibi bir oyun alanı değildir. Veziri geri çek sonra ileri sür gibi bir durum yoktur. Dünya, insanların düşünerek, hissederek yarattıkları bir düzeydir. Allah sadece izler ve merhamet duyar. Bu oyun alanı tamamen insanlara ayrılmıştır. Şuan gelebildiğimiz düzey gayet iyidir. Bu düzeyde karışım vardır. Bazı insanlar hala tüm hevesleriyle vardırlar ve yolun çok başındadırlar. Bazıları da vardır ki onlara yeryüzünde kimsenin ve hiçbir dinin verebileceği birşey kalmamıştır. Çünkü o kişiler gerçek kaynağa yönelmiştir. O kaynak rahman ve rahim olan Allah'tır. Bu kaynaktan gelen bilgi herkese açıktır ve her an gelmektedir. Herhangi bir ibadet, ritüel, seans, meditasyona gerek yoktur. Yapılması gereken tek şey kabul etmektir. Tekrar mesihe dönersek. 1-Eğer Hz İsa ölmemiş ve o anki bilinciyle göğe alınmış ve bir şekilde dondurulmuşsa aynı bilinçle geri geldiğinde faydalı olabilmesi için öğrenmesi gereken çok şey olacak. Dünya tarihi, AB, ABD, kapitalizm, sosyalizm, eşcinsellik, IMF, F16, atom bombası, futbol vb binlerce şey. Mesih o anki bilinciyle bunların üstesinden gelene kadar uzun bir süre geçecektir ve açıkçası çok yararlı olamayacaktır. Belki sadece ilahi emirleri iletecektir ki bence peygamberler Allah'ın çevirmenleri değildir. Öyle olsa bir kitabı gökten indirmek çok daha kolay olurdu ve Allah'ın bir çevirmene ihtiyaç duyması çok saçma. 2-Mantıklı olan mesihin tekrar doğmasıdır. Çünkü doğacak, büyüyecek ve insanlara öğüt verirken de öğrendiği kavramları kelimeleri kullanacaktır. Mesih düzeyi itibariyle çevresinden çok farklı olacak ondaki bu hikmeti, güvenilirliği yine düzeyi gelişmiş kişiler farkedebilecektir. Bazıları, ki onlar da henüz düşük düzeyde olanlardır, da ondaki bu hikmeti anlayacak fakat kıskanacak kabul etmek istemeyecek hatta örneklerini çok gördüğümüz gibi öldürmek isteyecek hatta öldürebileceklerdir. Benim kanaatimce ise ahir zaman veya kıyamet (insanları ayağa kalkması daha üst düzey bilince geçme) öncesi dönemde mesih de olsa bir peygamberin gelmesine gerek yoktur. Daha önce de yazmıştım. Zaten Hz. Muhammet'in son peygamber olması bu yüzdendir. Artık kıyamet sürecinde insanlar da bir nevi peygamber olacaklardır. Artık bir öğretmene ihtiyaç duymayacak geldikleri düzey itibariyle ihtiyaç duyacakları bilgileri/herşeyi doğrudan Allah katından alacaklardır. Bu bakımdan artık gelinen düzey itibariyle peygambere ihtiyaç duymayanlar (ihtiyaç duymazlar ama peygamberlerin, evliyaların emeklerinin değerini en iyi onlar anlar ve takdir eder) arttıkça dinlere de gerek kalmayacak. Bunu Harun Yahya ve diğerleri gerçek Kur'an ahlakının yeryüzüne egemen olacak diye söylemektedirler. Ama göz ardı ettikleri şey gerçek Kur'an ahlakı dedikleri düzey artık islam dini adını taşımayacaktır. Herhangi bir din olmayacaktır. Dinde kurallar, yasaklar, cezalar, ödüller, ritüeller vardır. Yeni düzey insan kendi içinde adil, merhametli, aşık olacaktır. Dinlerin amacı zaten böyle kişiler yaratmaktır. F1 pilotunun sürücü kursuna gitmesi gerekmediği gibi bu kişilerin de herhangi bir dine ihtiyaçları kalmaz. Tabi içinizde din insan için değil insan din için vardır diyenler de olabilir. Yeni düzey (altınçağ deniliyor) gerekirse bu bilinç düzeyi için güzel bir ad beğenebilir. Bu tabi "altınçağ" da olabilir. Ama bana kalırsa daha sıradan bir isim olacaktır. Zira altınçağ gibi terimler bunu uzak gelecekte ve ulaşılamaz gibi gösteriyor. Peki yeni düzey yaşamı nasıl olacaktır? Yeni düzey daha içsel bir yaşamdır. Daha çok boş zamana ihtiyaç duyar. O yüzden yeni düzeyi yaşamak için hayatta kalmak için harcadığımız zamanda önemli azalmalar olması gereklidir. Bugünkü dünya yaşamında o düzeyi yaşayamayız, zaten şuan o düzeye yaklaşanlar da büyük zorluklar içindedir. O yüzden belki yaşamak için yemek-içmek zorunda kalmayan veya çok az ihtiyaç duyan, hastalanmayan, barınma vb ihtiyaçlara çok gereksinim duymayan kısaca yaşamak için çabalaması gerekmeyen bir beden veya ortam gereklidir. Fosil kayıtlarına baktığımızda yeni türlerin, yaşam formlarının aniden ortaya çıktığını görüyoruz. Yani bir balık, sürüngen veya kuş türü evrimleşmiyor zamanın bir diliminde aniden ortaya çıkıyor! "Bizim yeni düzeyimiz için de kendi kendine yeten, kusurları daha az yeni bir beden aniden ortaya çıkabilir/çıkacaktır." Bu yeni beden başka bir gezegende veya bu dünyada potansiyel olarak şuan var olabilir! Belki de bu yeni beden yeni düzeye ilk geçenlerin çocukları olacaktır. Veya geçiş yavaş ve bikaç nesil boyunca sürecekse yeni beden de aşama aşama daha kusursuz (daha az hasta, daha az ihtiyaç duyar şekilde) olacaktır. Daha kusursuz bir beden şimdi neden yok diyen düşünmeyin, hala insanların büyük bölümü tekamülleri için kusurlu bir bedene ihtiyaç duymaktadır. Bunların arasında yeni bedene hemen geçmek veya başka bir gezegende devam etmek "yeni" düzey için daha mantıklı gözüküyor. Yeni bedene bu dünyada geçilecekse nüfusta önemli azalmalar olacaktır çünkü oransal olarak çok az bir grup yeni düzeye geçebilecektir. Bu nüfus azalışı depremler, büyük savaşlar, salgın hastalık vb şekillerde olabilir. Nitekim son zamanlarda deprem, tsunamiler, volkanik patlamalar, kuş gribinin insandan insana bulaşmaya başlaması, savaşlar vb ciddi bir şekilde kendini göstermektedir. Bu şekilde diğer tarafa geçen insanlar henüz yeni düzeyi karşılayabilecek olmayanlardır ve bilinçaltlarıyla bunu bilir ve gönüllüdürler. Başka bir gezegende devam edilecekse diğer tarafa geçişleri, yeni insanlar yapacaktır. Sayıları nispeten çok az olduğu için bu geçişlerinden/ölümlerden kimse haberdar bile olmayabilir, farkına varmayabilir. Bu seçeneklerin dışında yeni düzey değilde keşfin sonuna geliyor isek yeni bi bedene de ihtiyaç duymayacağız demektir. Diğer tarafta bu keşfin getirilerini yaşayayacağız anlamına geliyor. Ama bence keşfedecek çok şey var :) Peki yeni dünyada neler olacak? Yeni dünyada öncelikle derin bir sanat anlayışı olacak. Öyle birisinin çizdiği göstermelik resimlere belli bir zümrenin bakıp vay canına ne harika birşey diyeceği türden değil. Yeni sanat herkesi kucaklayacaktır. Herkes sanatçı olacaktır. Yaratıcılık ön planda olacak. Hırs, heves, kibir vb lerden sıyrılmış, farklılığı(benlik) devam eden fakat biz'e kolaylıka nüfuz edebilenler olacaktır. Eski (şuanki) dünyada öğrenilen, deneyimlenen duygular/güzellikler alınıp, birleştirilerek, düzenlenerek vs. yeni yeni güzellikler, eserler yaratılacaktır. Bu dünyada mutsuzluk, endişe vb olmayacaktır. Gizli saklı şeyler olmayacaktır. Herkes bir gökkuşağının rengi gibi ışıl ışıl parlayacaktır. Herkes bir diğerine bakacak ve onun güzelliğini takdir edecek ve onun güzelliğiyle mutlu olacaktır. Yeni dünya güzel bir yer olacak. Bu dünyadan sıkılan, kalbine dar gelen, sonsuz sevgiyi kana kana içmek/paylaşmak/büyütmek isteyenler için yeni bir dünya. Güzel olacak... 8月9日 Oyuncaklar, An'da Yaşamak ve Bilinçaltınız
8月5日 Yanılsamadan Duramıyoruz/Durulamıyoruz...Kendi zihnimizde olayları, sözleri, kişileri kısaca kavrayabildiğimiz veya kavradığımızı sandığımız herşeye bir isim/sıfat iliştiriyoruz. Kullanmayı en çok sevdiklerimiz ise "iyi" ve "kötü". Ama ne zaman ki bir kişiye veya olaya bu sıfatı yakıştırıyoruz, o zaman kendimize küçük küçük hapishaneler yaratmış oluyoruz. İlerde o kişiyi yanlış tanıdığımızı düşündüğümüzde veya aynı olayı farklı açıdan gördüğümüzde bu sıfatları kullanmaktan vazgeçmek yerine, değiştiriyoruz. Kötüyü iyi, güzeli çirkin vb yapıyoruz. Süreç/hayat mükemmeldir. Mükemmellik anlamı içinde bu sıfatlara yer ve gerek yoktur. Ya şuan deneyimlediğimiz yaşamı, yaşamları en ideal/mükemmel olarak görmeyeceğiz ya da bu sıfatları kullanırken dikkatli olacağız. Şuanki düzeyleri itibariyle bu sıfatları kullanmaya ihtiyacı olan muazzam bir kalabalık var. Benim sözlerim o kalabalığın dışında kaldığına inandığım sizlere. Süreci mükemmel gör(e)meyenler için bu sürecin meyvesi olan "gelişim" veya "tekamül" yoktur. Dünyaya gelişinizin sebebi bu meyveden yemek olduğu fakat unuttuğunuz için (ama bu satırları okumaya devam ettiğinize göre siz hatırlayanlardansınız) eğer siz sürecin mükemmelliğine itiraz eder, herşeyi olduğu gibi kabul etmez/edemez iseniz mide ağrıları, depresyon vb gibi uyaranlar hissedersiniz. Bu uyarılar size kalbinizden gelmektedir. Ne zamanki Allah'ı düşünür sonra bu yanılsamalara dalarsınız o zaman bu çelişki elektrik gibi sizi çarpar. O yüzden zifiri karanlıkta yolunuzu el yordamıyla da olsa bulabilmek için hem Allah'ı düşünüp hem de ne düşünür veya hissederseniz hissedin, eğer yanlış yola saparsanız o sizi uyaracaktır. Bazen (aslında çoğunlukla) yanlış yol size anlatılan yoldur. Doğru yol sizin keşfettiğiniz yoldur. Çünkü o yolu yaratan da sizsiniz. Burada söylediğim yanlış yol da aslında doğru yoldur. :) Eğer o yola girmiş iseniz bu sizin için doğru yoldur. Ne demek istediğim umarım anlaşılıyordur. Ben kalbinizin yolunu tavsiye ediyorum ama henüz hazır değilseniz benim için doğru olan sizin için kesinlikle yanlıştır. Yani doğru ve yanlış kavramları anlık, kişisel, geçici, zihinsel vb dir. Yanılsamadır. Kullanın ve atın. Kendinize arada bir bu mükemmellikten çıkmak için izin de verin. Çünkü mükemmel olduğunun farkında olmayan bir dünyada yaşıyorsunuz. Size birisi hakaret ettiğinde, üzdüğünde vb ona "Hey dostum böyle söylemen gerekiyordu çünkü henüz farkında değilsin, yanılsamalar içindesin." derseniz ait olduğu düzeyden biranda çıkacak değildir. Muhtemelen ne saçmaladığınızı soracaktır. O yüzden benim tavsiyem bu gibi kişilerin saldırı, hakaret vb. davranışlarına maruz kalırsanız ona onun gibi davranmayarak kendi düzeyinizden bir tavırla yaklaşın. Bu "Ben senin düzeyine inmem" demek değildir. Çünkü bunu söylemek o düzeyde olmaktır. Bunun yerine ona kızmayın, anlayış gösterin, hakaret vb.lerinin size ulaşamadığını gösterin. O kişi kendi yaptığı gibi şeyler beklerken böylesi bir tavrınız karşısında vicdanıyla başbaşa kalacaktır. Ona yardım etmiş olacaksınız. Atatürk'ün bu halk için iyi olan şeyleri bu halk'a rağmen yapması (çünkü inkilapları vb referanduma götürseydi ne çıkardı?) gibi siz de mükemmelliği, mükemmel olduğunu henüz bilmeyen/hissedemeyen/duyumsamayan muazzam (%90 civarı) kalabalığa rağmen yaşayacaksınız. Bu kötü değildir. Kötü'yü aklınızdan çıkarın. Sadece bu böyledir. Anlayamasanız da kabul edin. "Siz kusursuzluğu kabul edin, anlayışı/algılayışı size yetişecektir." Gerçek tevekkül budur, eşşeği sağlam kazığa bağlamak hikayesi değil. Peki yanılsamalardan kim, nasıl korunur? Yanılsamadan sadece büyük resmi görebilenler korunabilir. Olayların daracık çevresine, kısacık zamanına kapılmayan korunur. Bazen bir yanılsamadan korunmak için zamanı bikaç binyıl ve çevre şartlarını kıtalara kadar genişletmeniz gerekir. Ama çoğu günlük olayda bukadar genişletmeye ihtiyaç yoktur. Olaylar sebep-sonuç ilişkisiyle birbirine bağlı durumdadır. Sebep-sonuç ilişkisi sizin olayları çözümlemeniz/gözlemlemeniz için tasarlanmıştır. Siz çözümledikçe tekamül edersiniz. Bütün yanılsamaları bu amaçla birer araç olarak nasıl mükemmel birşekilde icat ettiğimizi ve kullanıldığımızı görürsünüz. Ama bunu gören sizler için artık o araçlara ihtiyaç yoktur. Yeterince kullandınız. Atın... Son olarak; Kusur görmek "temel" eksikliğinizdir ve yüce gönüllüler bilir ki bu, Allah'a ve onun yeryüzündeki tecellisi kendinize güvensizliktir. |
|
|