alper's profileSen değiş, dünya da deği...PhotosBlogListsMore ![]() | Help |
|
July 28 Kuran'ın Korunmuşluğu Üzerine Düşüncelerİslama göre Kuran'dan önce Allah gönderdiği diğer kitapları korumamış fakat kuran'ı bilmediğimiz bir yolla korumuştur. Diğer kitapların korunmayıp kuranın korunması olayı üzerinde düşünürsek eğer bu durumda: A-)Ya Allah gönderdiği kitapların insanlar tarafından değiştirileceğini bilmiyordu. --->ki bu durum islama aykırı zira allah herşeyi bilir. B-)O halde allah insanların değiştireceğini bile bile göndermiştir. --->ki bu durumda ilk gönderdiği kitabı koruyup yeryüzünde tek din oluşturmak varken korumayıp yeryüzündeki birbirinden nefret eden dinler ve onların savaşlarının doğmasına sebep olmuştur. (Burda insanların ürettiği gelmiş geçmiş diğer 20.000 din ve inançtan ve 300 milyon tanrıdan bahsetmiyorum bile) soru şu: Neden ilk kitabını korumamıştır? Bu sorunun da cevabı üzerinde düşünecek olursak. Muhtemel cevaplar şunlar olabilir: a)Bu dinlerin çıkıp birbirine girmesi de sınavdır? b)(Duyduğum için yazıyorum) Muhammet diğer peygamberlerden üstün olduğu için ona gönderilen kitap korunmuştur! c)Aslında korunan kitap yok. Gönderiyor ve korumuyor veya hiç göndermiyor. Ben tanrı yoktur diye düşünenlerden değilim ve sonuç olarak bana göre, tanrı bize öğretilenlerden daha farklıdır diyorum. June 01 Şiir: KüçükKüçük bir adanmışlık aklımda kalan, Küçük hayallerimin hevesleri kursağımda... Camdan bir tabut taşıyorum göğüs kafesimde, Sessiz mısralar hala kulaklarımda... Minnet mi bu ağırlığını duyduğum omuzlarımda, Nerdesin? Şükranım var daha sunulacak yollarına... Ezberlenmiş kelimeler kazıdım yine tırnaklarımla, Issızlığa, Geceye, Olabildiğince uzaklara... Bir gün silerim, nasılsa bir özlem olur döner rüyalarıma, Duyuyor musun? İç çekişlerim var avuçlarımda... Salıvermek kolay, Sahip çıkmak zor hala sen varken umutlarımda, Ama görüyorum, Küçük cevaplar var uzaklaşan her adımında... January 27 Kirletilen kavram "İnanç Özgürlüğü" ve Türbanİnanç özgürlüğü gerçekten güzel bir kavramdır. İnsanların neye inandığına karışmamaktır. İnanç özgürlüğü inanma özgürlüğünü, değişik şekilde inanma özgürlüğünü ve tabiki inanmama özgürlüğünü de içinde barındırır. Günümüz Türkiye'sinde ise inanç özgürlüğü sadece türbana özgürlük olarak sunulmaktadır. Kuran'da saçların görünmemesine dair bir hüküm yok iken kuranı bilmeyenlerin kızların saçlarıyla neden bu kadar ilgili olduklarını artık iyi biliyoruz. Siyaset. Ey siyaset kirletmediğin bir bu kalmıştı değil mi? Hem türbanı neden erkekler tartışıyor ki? Kadına söz hakkı vermeyen bir kültürün içimizi kaldıran yanlışlarından birisi daha. İnan özgürlüğümü verin diyen birisi öncelikle Bu maddeler arttırılabilir ama samimiyet testi için şimdilik yeterlidir. Bakalım şimdi türbancılar bu üçünü kabul ediyorlar, uyguluyırlar mı? Hayır. Samimiyet testinden kalanlarla bu sorun çözülemez! Zaten türban modern insanlık anlayışının bir ürünü değildir. Öncelikle kadına sonra kadınlar üzerinde toplumsal düzene yapılan bir baskı ve dönüşüm, gericilik projesidir. Bu baskıyı kullananlar zeki kimselerdir. Güzel bir kavram olan inanç özgürlüğü deyimi ile toplumun çoğunu kandırabilmektedirler. Bu çok kullanılan bir yöntemdir. ABD Irak'a demokrasi götürmedi mi? Saçı göstermeyeceksin diyen bir ayet yok iken saçı ithal edilen bir yöntemle iyice örtüp ondan sonra daracık kıyafetler, pantolon üzerine mini etekler, beli açık kıyafetler giymeler gibi hilkat garibeleri ile karşılaşıyoruz. İşin özünden uzaklaşırsak bu çok normaldir. İnanç özgürlüğü inanca gerçekten özgürlük verebilecek kimselerin işidir. Bizden olmayanlar müslüman değildir diyen bir zihniyetle sorun çözülemez. Sorun onu yaratanlar tarafından çözülemez. Peki kuranda olmadığı halde öyle inananların sorunu nasıl çözülür? Öncelikle kuranda saçın gözükmemesinin istendiği hurafesine son verilir. Sonra samimet testinden başarıyla geçenlerle türban sadece üniversitlerde değil heryerde serbest bırakılabilir. Hiç problem değil. Yeter ki samimi olsunlar. Şöyle bir bakıyorum da dini savunanlara. Kemal Unakıtan! Recep Tayyip Erdoğan! Vakit gazetesi! vb.. Yok mu içinizde dininizi savunacak başka kimse? Dini temsil bu kimselere mi kaldı? Nasıl bir dininiz var sizin? Türbancılara soruyorum. Dinen kutsal saydığınız şeylerin siyasete alet edilmesine duyduğunuz bir tepki yok mu? Yoksa hayatınıza ulvi bir anlam katmak için, kendinize yarattığınız şeytani düşmanlar ile çarpışarak, kendinizi Allah'ın seveceğini sandığınız bir mücadeleye atıp, cennete gitme rüyaları hoşunuza mı gidiyor? Peki laiklik cahil çoğunluğun dediği gibi inanç özgürlüğünün karşısında mıdır? Hayır. Laiklik inanç özgürlüğü kavramının sömürülmesi önündeki engeldir! Laik kimse ben dinsizim dememektedir. Demektedir ki, ben kimsenin inancına karışmam, kendi subjektif inancını toplumsal düzene egemen kılmak isteyene de karşı gelirim. Hele ki siyaset haline getirmiş olanlara. September 16 İyilik-Kötülük Problemi ve SınavYaratıldıktan sonra islama göre cennete veya cehenneme gönderilmeden önce dünyaya sınav için gönderilmemizin sebebi şudur:
Bir insan yaratıldıktan sonra Allah kuluna; "Sen şu iyilikleri ve şu kötülükleri yapacaktın o yüzden seni cehenneme atıyorum" deseydi kulu "Hayır ben bunları yapmaz iyilerden olurdum" derdi. Bu şekilde itiraz edilmesin diye insanları yaşatmakta ve sınava tabi tutmaktadır. Burda bir parantez açarsak cehennemlik olanları anladık da o zaman cennetlikler neden dünyada yaşıyor anlamak mümkün değil. Onlar itiraz etmezdi değil mi? İyiler de yaşamak zorunda ise demek ki Allah neler yapacağını bilmiyor ki yaşatıyor veya kötüler yine işe karışıp onların iyi olmadıklarını söylemişlerdir. Ah şu kötüler. Herşey onlara ispat etmek için. Neyse devam edelim..
Şimdi lütfen gözümüzde canlandıralım. Allah herhangi bir insanı yarattı ve anında bildi ki o şu şu kötülükleri yapacak veya şu şu iyilikleri yapacak. Peki Allah o insanı yaratırken o kişinin iyi biri veya kötü biri olması neye göre belirleniyor? Şu 3 şıktan biri olmalıdır. İnceleyelim.
a-) Kimin iyi kimin kötü olacağı birer tesadüftür.
Bu gerçekten saçma olurdu üzerinde durmaya bile gerek yok. b-) Bilerek kimisini iyi kimisini kötü yaratmıştır.
Bu durumda kötü yaratılan kulun suçu nedir? c-) Veya yaratılış anında herkes eşittir. Herkeste eşit nefs, arzu, eğilim vs vardır. Herkes birebir aynıdır yani.
Bu durumda da bizi cennete veya cehenneme götüren şeyler seçimlerimizi doğrudan etkileyecek olan yaşam şartlarıdır (Ki belirleyici unsur yaşam şartları olduğuna göre kimin cennete kimin cehenneme gideceğini belirlemek için zaten dünyada yaşatmamazlık edilemezdi ya neyse). Basitçe;
c-1) Kimisi sevgi dolu iyi bir ailede doğar ve iyi şeyleri öğrenir ve uygular. c-2) Kimisi sevgisiz ve kötü bir ailede doğar ve kötü şeyleri öğrenir ve uygular. Bu durumda insan nerde doğacağını kendisi seçiyor ise --> kimse 2. aileyi seçmez.
Ama kendisi seçmiyor ise --> Tanrı neden bazılarını 2. aileye gönderiyor? Birebir aynı ruhları farklı şartlara göndermek farklı yaratmak gibidir yani B şıkkıyla aynıdır. Yani neresinden bakarsanız bakın sınav sistemi işlemez.
Gerçek şudur. Evet her ruh eşit yaratılmıştır birer kar tanesi gibidirler. Özleri aynı (tanrı) şekilleri farklıdır. Yaşamları ve deneyimleri kimisini bilgice ilerletmiştir kimisi göreceli olarak geri kalmıştır. Hayat deneyim ortamıdır, insanlar yaşayarak, yaşatarak öğrenir. Hayatın amacı kısaca budur. August 19 Doğanızda Mutluluk Var.Bugünkü bilgilerimizle evrenin 15 milyar yıl önce bir büyük patlama ile yok'tan var olmaya başladığını, bu zamana gelene kadar muazzam bir denge için de seyrettiğini ve en nihayetinde diğer canlılardan üstün dediğimiz insanın meydana geldiğini biliyoruz. Eğer bir ateistseniz bu süreci amaçsız fizik kanunlarına, teistseniz dininizin size anlattığı şekilde Allah'ın herşeyi ezelden beri zaten bilerek ve tek tek tüm detayları düşünerek yarattığını düşünürsünüz. Dünyadaki canlı çeşitliliği ve canlılardaki inanılmaz özellikler göz önüne alındığında tesadüflerden ve amaçsızlıktan bahsetmek anlamsız olur. Ama aynı şekilde sadece fosil kayıtlarında gördüğümüz bir dönem ortaya çıkmış ve yok olmuş bakteri, böcek vb birçok türde canlıların var olma amacı neydi? Bana göre ruh maddeyi kontrol ederek deneyim için ortaya çıkmak istiyor. Her canlı diğerlerinden bağımsız şekilde amaçsızca var olamaz. Bitki meyvesinin yeneceğini bilir, yeni doğan yavru hemen yürümeye başlamazsa hayatının tehlikeye gireceğini bilir. Bizim canlı dediğimiz doğan büyüyen üreyen madde toplulukları ruh olmadan var olamazlar. Her canlının belli bir bilinç düzeyi vardır. En üstün bilinç/bilme düzeyi insana aittir. İnsan dışındaki canlıların bilinçleri bireysel değil daha çok topluluksaldır. Belki insan bilincinin de ötesinde canlılar vardır ve kimbilir belki onlar da bizlerin gelişimini gözlüyorlar, isteyenlere sevgileriyle yardım ediyorlardır. Büyük olasılık.
Tüm sinekler aslında tek bir sinektir. Sinek oluşmadan önce sinek enerji potansiyeli oluşur ve bu potansiyel sinekleri var eder. İnsanlar bu bakımdan istedikleri potansiyeli oluşturabilmeleriyle özeldirler. Henüz yeni bir canlı türünü oluşturacak denli gelişmiş bilinçlere sahip değiliz ama en azından barış, sevgi, dostluk dolu düşüncelerimizle dünyayı yavaş yavaş da olsa cennete çevirebiliriz, nasıl ki dünyayı şuanki haline getirdiğimiz gibi. Zaten ana süreç berraklaşma yönündedir. Daha iyiye, daha beyaza daha bütünlüğe doğru. Bütünün hayrına dualar edin, hayaller kurun. En aydınlanmış kişiler kendisinin ve bütünün tam farkında olan ve her ikisi için de daha fazla aydınlanma isteyenlerdir.
Hayatınızın amacı şuan her neyi deneyimliyorsanız işte odur. Bilinç, gelişmek, anlamak, idrak etmek, daha çok düşünce yaratmak için hayata gereksinim duyar. Ruhun bedenle işi biterse maddeden mamul beden vakit geçirmeden dağılmaya başlar. İnsan bedeni ilk olarak anne beden içinde oluşmaya başlar büyür ve belli bir aşamada doğarak anne bedenden ayrılır. Bebek için bu henüz bir ayrılma değildir çünkü parmağı ile masanın ayağı arasında bir ayrım dahi yapamaz. Ayrım yapmayı daha sonra yaşayarak zihniyle öğrenecektir. Bebek daha sonra büyüyecek zaman zaman, bir zamanlar annesinin bedeninin bir parçası olduğunu dahi unutacaktır. Anne beden ile çocuğun bedeni bir daha beden düzeyinde bir araya gelemezler. Ancak ikisi de öldüklerinde toprakta yani daha temel bir düzeyde tekrar bir olurlar. Aynı şekilde ruhunuzun da bilince kavuşmasıyla asıl kaynaktan ayrı kaldınız ve kendinizi şuan ayrı hissediyorsunuz. Ve zaman gelecek asıl kaynakla tekrar bir olacaksınız. Ama acele etmeyin çünkü bu olanlar boşuna değil. Var olmanın tadını çıkarın. Dikkat edin, üzerinde ısrarla duruyorum. Siz varsınız. Acaba bunun farkında mısınız?
Hayatta olmak mutlu olmak demektir. Mutlu olmak için var olmanız yeterlidir ek olarak yapmanız gereken hiçbirşey yoktur. Zaten doğal haliniz mutlu, sevgi dolu, huzurlu olmaktır bunların negatifi birer seçimden, meydan okumadan ibarettir. Geçici bir süre için sevgisizlikle sevgiyi, mutsuzlukla mutluluğu vb öğrenirsiniz. Bu geçici süre tüm hayatınız da olabilir tabi. Size bağlı.
İnsanlar huzuru, mutluluğu vb arar durur. Oysaki arayan zihindir. Olacak olan ve aslında zaten olan ruhtur. Bırakın zihniniz ayrıştırmaya, çözümlemeye, nedenler-sonuçlar üretmeye devam etsin. Siz huzurlu olun, mutlu olun. Bunu istemeyin. İstemek "bende yok" demektir ve üzüntü yaratır. Mutlu veya huzurlu olmam için şunların olması gerekiyor diyebilirsiniz ama merak etmeyin onlar olsa da başka şeyler üreteceksiniz. Biraz garip ama siz önce mutlu olunca istedikleriniz size sonra gelecek. Deneyin ve görün. Sahip olduklarınız, olmak istedikleriniz, olduğunuzu/olmadığınızı düşündüğünüz şeyler ile uyumlu olun. Denge veya uyum yoksa mutlu olamazsınız. Herşeyin ideal olduğunu bilin. Şuna ihtiyacım var veya bundan bende çok var derseniz idealden,dengeden,uyumdan uzaklaşmış olursunuz. Herşey mükemmeldir. Dengede ve farkında olun.
Farkında olmak kişiliğinize yüklediğiniz ve henüz çözemediğiniz tepkilerinizi durdurmanızı ve incelemenizi sağlar. Farkındalığınız onu kullandıkça artar, ta ki artık arada bir değil her an farkındasınızdır. Tabi ki kızgınlık gibi bazı duyguları duyarsınız ama onunla hareket etmezsiniz ve kısa sürede silip atarsınız. Farkında insan, herhangi bir his duyduğunda duymamış gibi yapan değildir, o hissi avucuna alıp inceleyendir.
Benzer şekilde bilinçaltınız sizinle iletişime geçtiği her anda yani günlük yaşam veya rüyalarınızda ne anlatıldığını farketmek önemlidir. Bilinçaltınızın kelimeleri yoktur iletişimi daha temel düzeydedir. Size semboller, figürler sunacaktır. Hapishaneler, devrilen ağaçlar, köprü yapımı, su içmek vb binlerce çeşit figür rüyalarınızda veya günlük hayatta aklınıza geliyor olabilir. Bu semboller sadece sizin için anlamlıdır. Örneğin kendinizi sürekli bir köprü yaparken görüyorsanız bu arkadaşınızla, aileden biriyle iletişime geçmeniz gerektiği anlamına gelebilir. Tamamen size göre bir figür olacaktır bu. Aradabir aklınıza geliyorsa, rüyanızda da gördüyseniz bir anlamı olmalı değil mi? Bastırılmış bir istek, vicdan muhasebesi veya zihninizi kurcalayan bir problemin cevabı olabilir. Bilinçaltınızı dinleyin. O sizden çok daha yaşlıdır unutmayın ;)
Bilinçaltınızın anlattığı şeyleri birkez olsun bilinçli şekilde görürseniz konu kapanmış, problem hallolmuş demektir. Sizi saran düğümlerden biri daha çözülmüştür ve artık daha iyi nefes alabilirsiniz. Bu düğümler alsında kendi kendinize sarmıştınız. Açılması gereken zamana kadar orada kalacaklar. Tek yapmanız gereken düğümleri açmayı istemek. Kusurlarınızla yüzleşmek. Bu konuda size ençok sevgi yardım edecektir. Kendinizi, diğer insanları ve herşeyi sevmek.
Böylece gelişen bilincinizle daha çok şey idrak edebilecek daha derin sezgilere ulaşacaksınız. Mutluluğunuz da katlanarak artacaktır. Ama bilincinizin her aşamasında var olmanızdan dolayı mutlu olmanın doğal haliniz olduğunu unutmayın. Bu yüzden isterseniz bir daha bu zor hayat deneyimi yaşamazsınız. Bir sonraki hayat uykudan sonraki gün gibidir. Gereksiz şeyler unutulur. İçe işlemiş olanlar duygu olarak bilinçaltıyla hatırlanır. Ama unutmayın hayatınız nasıl geçerse geçsin bilincinizi arttırır ve doğal mutluluğunuz da kömürün elmasa dönüşmesi gibi berraklaşır.
Tohum atılır, filizlenir, uzun bir olgunlaşma döneminden sonra birden bire çiçek vermeye başlar. Olgunlaşma döneminin sonlarında kafanızı gündelik yaşamdan kaldırmaya başlarsınız. İnsanların düşünüş tarzlarındaki bariz yanlışlıkları, sevgisizliklerini dolayısıyla yalnızlıklarını görür anlam veremezsiniz. Siz, "neden affetmiyor ki?" diye sorar sonra "ama henüz bilmiyor" diye cevaplarsınız. Sonra bildiklerinizi bilmeyenlere nasıl anlatacağınızı düşünürsünüz. Herkese hemen anlatmaya çalışırsınız. Ama sizden yardım istemeyenlere yardım edemediğinizi görürsünüz. Bunun insanın kutsallığının bir işareti olduğunu da farkedeceksinizdir. İstemezse birşey verememek. İstemeleri gerekir. Anlatabiliyor muyum?
Umumi halk için bildiklerinizin ve hissettiklerinizin bir önemi yoktur. Çoğunlukla kendilerine verilen ham bilgiler, inançlar onlara yetmektedir. Kendilerine bir kimlik ve amaç verilmiştir. Daha ne olsun? İnsanlarda doğruyu bulma isteği uyandırabilirseniz o henüz farkında olmasa da alabileceği en güzel hediyeyi vermişsiniz demektir. Ama siz bunun farkında olacaksınız. Bir noktada şöyle düşünebilirsiniz. Ben onca acı çektim, yıllarca düşündüm, araştırdım şimdi neden onlara vereyim ki? Ama göreceksiniz ki vermek istiyorsunuz. Birisi size birşey sormaya görsün o kadar çok şey vermek isteyeceksiniz ki anlamayacağı derinliklere dalıp gideceksiniz. Bir yandan verirken diğer yandan aldığınızı da göreceksiniz. Sonra aslında vermeyi bir birey olarak sadece sizin mi istediğinizi yoksa daha derinlerden biryerlerden gelen verme isteğinin gerçekleştiği dallardan biri mi olduğunuzu anlayacaksınız. Tekamülünüz sizi yolcu koltuğundan pilot kabinine taşıyacaktır. Uçmak istersiniz değil mi? Herkes ister :) July 22 Yavru kedi ve otomatik pilotYeni doğmuş bir yavru kedi düşünün. Zamanı gelecek ve gözleri açılacak değil mi? Ama şu var. "Zamanının geleceğini bilmemek" Kediyi tutup sanki gözleri açıkmış gibi yürütmeye, dahası gözlerinin açılması için şöyle şöyle yapmalısın demeye lüzum var mıdır? Zamanı gelince gözleri açılacaktır zaten. Bu örnek hayatımızı anlatıyor. Japonya'da doğmuş olsa da, Çin'de doğmuş olsa da zamanı gelince her insan aynı şeyi görecektir.
Peki ne görecektir aydınlanan insan? Öncelikle aydınlandığınızı nasıl anlayacaksınız. Her insan elbette bu yaşamlarında aydınlanacak değildir. Ama aydınlanacak ve özgürlüğü keşfedecek olanlar öncelikle bunu isteyenlerdir. Kimseyi istemeye cehennemle bile ikna edemezsiniz. Önce size anlatılan neden varız, neler oluyor sorularının yanıtlarındaki tutarsızlıkları, eksiklikleri göreceksiniz. Sonra uzun uzun düşüneceksiniz ve herşeyin bir işleyişi olduğunu hiçbir mecburiyetin aslında olmadığını göreceksiniz. Gaipten gelen sözlerle değil yaşamdan aldığınız deneyimlerle görebilirsiniz bunu. Zamanla herşeyin mükemmelliğini göreceksiniz. Var olan herşeyin uyanan bir bilinci olacaksınız ve zamanla kendinizi "dengede" hissedeceksiniz. Var olmaktan ve diğer insanların ve herşeyin varlığından memnun olacaksınız. Sevgi sizi dengeye götürecek. Gelmiş geçmiş ve gelecek bütün kültürel koşullandırmalardan bağımsızlığınızı kazanacaksınız. Bunların tamamen insan ürünü olduğunu bilecek ve kültürlerin bu gelişimine saygı duyacaksınız ve aşacaksınız. Çünkü herzaman gelişmiş bir birey toplumsal düzeyin üzerindedir. Bu başına buyruk olacaksınız demek değildir. Bu, size anlatılan dini, geleneksel, moda vb tüm kalıpların artık sizin için işe yaramaması demektir. Kadın ve erkek dengesidir aynı zamanda. Bu denge biseksüellik, hem kadın hem erkek gibi olmak değildir. Bu kadın enerjisine ve erkek enerjisine aşina olmak demektir. Gelecekte erkek egemen din ve kültürlerin bu sebeple hızla değişeceği veya gideceği kesindir. Belki bir sakınca bu hızla, kadına olan borcun fazlaca ödenip bu kez de dengenin kadın lehine bozulması ihtimalidir.
Denge, evrenin merkezi olmak demektir. İnsan evrenin merkezidir evet. Sizin için sizden başka hiçbirşey yoktur. Hayır başkaları da var diyerek kendinizi kandırmayın. Bu egoizm değildir. Anlatmak istediğim şey şu. Siz kimse üzerinde yargıda bulunabilecek değilsiniz. Aileniz üyeleri dahil buna. Her fert ayrı bir kar tanesi gibidir. Geldiğimiz kaynak aynı, onun farkında olalım, kendimizin de farkında olalım ve diğerleriyle kardeşçe yaşayalım. Allah bunu istiyor. Diğer insanlar kendi merkezlerini yaşıyorlar. Tabi aslında büyük çoğunluğu yaşamıyor. Problemlerinin kaynağı da bu. Varlar, yaşıyorlar ama sanki olmamaları gerekliymiş gibi birer tabut oluşturuyorlar. Bunu yapmamalıyım, bana öyle söylendi, burda öyle yazıyor, bugüne kadar herkes böyle yapmış vs. Hayır. Tamamen özgürsünüz. O kadar özgürsünüz ki isterseniz kendinizi tanrı ilan edebilir, herkesi öldürmeye başlayabilirsiniz. Ama özgürlükler dünyada dengelenirler. İnsanları öldürmeye başlarsanız yakalanıp, ceza yersiniz, ailenizi terkederseniz yalnız kalırsınız vb. Yeryüzünde insana emir koyan yoktur, unutun. Özgürlükler arası denge sağlama işi devlete geçtikçe dinler de tarihsel görevlerini tamamlamış olacaklar.
Deniliyor ki, Allah bir kuşa bile ihtiyacı olan gagayı, yuva kurmayı, kanatları vermiş, eksiksiz yaratmış. Peki insan eksik midir? Elbette değildir. Ama eksik hissettiriliyoruz ki bağımlı hale gelelim. Bu eksikliğinizi tamamlamanız lazım. İşte ibadetler, emirler, yasaklar vb. Hayır. Eksik değiliz. İnsan aklı ve vicdanıyla bulunamayacak hiçbirşey kutsal kitaplarda yazılmamıştır. Çünkü eksik değiliz. Yaşamın bir amacı vardır o da yaşamak. Yaşam kendi içinde dengededir. Biz alt sistemler olarak kendi içimizde dengede değiliz sadece. Yaşadığımız herşey iyidir. Hata yaparsak öğreniriz yapmıyorsak birilerine öğretiyoruzdur. En nihayetinde öğreneceğimiz şey bütünlüktür. Tüm varoluşun birbirine bağlı olduğudur. Bu kozmostur kaosun karşıtı. Düzendir, sevgi içinde var olmaktır.
Kültür yaşayan birşeydir. Nesilden nesile aktarılır. İnsanlar bu kültüre birer tuğla ekleyerek bazılarını çıkararak katkıda bulunurlar. Nesiller arası devamlılık olmasaydı ilerleme olmazdı. Kültür otomatik pilottur. Çoğumuz kontrolü ona bırakmışızdır. İçinde doğduğumuz kültürü önce öğreniyoruz sonra yaşıyoruz eğer bu kültür bizim için yeterli düzeyde değilse o noktada problemler başlıyor. Tabi bunu günün modasına uymak isteyen ve ebeveylerini eski olmakla suçlayan gençlerin kuşak çatışması ile karıştırmamak lazım. Hem kuşaklar neden çatışır ki anlamak mümkün değil. Bir süreç var ortada. Eski nesil yeniyi kontrol etmek istiyor. Yeni nesil eskinin eseri olduğunu göremiyor. Şuanki dünya üzeri kültürler size sizin gibi olmayanı sevme diyor, öldür diyor, cihat diyor, haçlı seferi diyor. Diyor da diyor. Onların kültürü de öyle diyor. Çünkü korku hakim. Sevginin karşıtı olarak korku. Korku ayırır aynı zihin gibi. Allah'tan da korkarsanız ondan da ayrı düşersiniz hatırlatayım. Ders kitaplarımızda, din kitaplarımızda korkutulduk. Biz korktuk onları da korkuttuk. Böyle giderse korktuğumuz başımıza gelecek. Çünkü korku da bir düşüncedir ve düşünmek yaratmaktır.
Artık tüm insanlığın bir çatı altında birleşmesi gerekiyor. Bu çatı sizce ne olabilir? Dinler arası diyalog dedikleri hristiyanlık lehine gelişecektir ve bu dengesizlik korku üretecektir kaçınılmaz olarak. Çatı insanlık olacak. İnan hakları evrensel beyannemesi altına her din belli bir müddet varlığını koruyacaktır ama sonunda yerlerini en kutsala yani bilincin sahibi insanlığa bırakacaktır. Bu uzun bir süreçtir ama tek yol budur. Aksi halde işbirliği asla gerçekleşmez ve kıt kaynakların artan nüfusu besleyememesi nedeniyle savaşlar, acılar bitmez. July 14 ŞİİR: SeslenişBir derin sesleniş sanki ismin dudaklarımda,
Kalabalık sokaklarında şehrin can katan yalnızlığıma, Bilemem belki bulur yerini bir gün, bir anlık da olsa, Varlığınla doğan güneşimin gölgesinde, mutlu bir kelebek gibi, Veya en keyifli sohbetimin kaynağı, Her dem ışıl ışıl, Her dem aşk dolu gözbebeklerinde.. Bilemem belki çoktur bana, Yanımda huzur dolu otururken görmek seni, Sadece "soğuktu" diyebileceğim sensizliğe veda etmek, Ve geçmek dünyadan, sıcak bir gülüşüne sessizce.. Korkarım birgün olur da biterse bu film, bu senfoni, Zalim kadere inat yaram kalbimde saklı kalmalı, Hayat zindanında gözden kaybolduktan sonra bile, Son tuttuğum eller senin olmalı.. alper July 09 DÜŞERİMİşte bu yollardaydı,
Yorgun argındın, hala ona koşardın, Hayret, adımlarım, unutulmuşsun. Tek tek düşürdüm ben de yaprakları dalından, Ya rüzgara emanetti nefesim ya yağmura, Dinle, hala duyuyor musun?.. Azdı hep rengini hatırladığım dakikalar, Kimi gün batımında, belki ağladığımızda. Sanki bir ben var şimdi siperde gizlenmiş, Ecel gibi soğuk düşünceler arasında, Diğer ben habersiz hedefte gezinmekte.. Nişan almışım kalbime sızım sızım, Mermi doldurmuşum yokluğunla geçen gecelerimle, Kör talihi bekliyorum şimdi, çeksin tetiği, O vakit asırlar belki gün olur, Artık döner, dönülmez bildiğim yolculuklardan haberin, Razıdır çoktandır iliklerime işlenmiş verilen sözler unutulmaya, Zira beklerim bildim bileli kendimi, Seni isterim, düşlerim, düşlemezsem düşerim.. alper June 29 ŞİİR: SEVDİĞİM ŞARKIAcımasızca fısıldıyor kulağıma duymak istemediğim sorularını kader,
alper June 07 ŞİİR: EN İYİ O BİLİRGerçekleri görmemek suçunu severim,
Hafif uykuluyken tövbelerim hele... Aşka sor derim beni, aşka sor, eşe dosta.. Sırlarım ondadır, ondandır, en iyi o bilir, Duvarlarım kalındır, katı ve sonsuza gider gibidir, Filmlerim kısadır, siyah beyazdır, ben çeker, ben oynarım ben izlerim, Alkış bendendir, bileti ben keserim, perdesini bile ben dikmişimdir, Beyazdır. Nedendir sensizim, nedensizim, Hayat çukuruna düşmüşüm, Artık sadece öğle vakti ışık görüyorum, Ah o zaman da yakmasa, Lakin sessizim, nefessizim, Kalk, meleklere sor derim, Kollarımdan bir tutan bulunmaz mı? Orda boynu bükük biryerlerde, Nasıl da tükeniyor sinesinde seneler, Masalcılar da uğramamış vicdana uzun zamandır, huzurun adı yok, Tanrı misafiri olsa da gelseler, Rüzgarın esenliğinde, ateşin kızıllığında masallar anlatsalar yine, Eninde sonunda güzel biten, Aklımı başımdan alsa bir müddet rafa kaldırsa, Bardaklar meşk dolsa, Masallarına karışsam gitsem, Adı önemli değil, Diyar diyar dolaşsam, Taa ki uyandırılırız, e hadi yeter bu kadar uykucu şey diye, Cisim başkadır, isim gerekmez bir yatakta, Zaman bendedir, ben herhangi bir yerde, En iyi o bilir... alper April 02 UMARIMSiz hiç yere düşmüş kardeşini veya arkadaşını kaldıran, üzerindeki tozları temizlemesine yardım eden küçük bir çocuk gördünüz mü? Bu görüntü bana, kutsal olanlar dahil, hiçbir kitabın veremediği ilhami, sevgiyi, enerjiyi vermektedir. Evet bu böyledir. Ben isterim ki insanlar başlarını gömdükleri kitaplardan çıkartıp evrendeki ahengi görsün melodisini işitsin. Evrenimiz görünür görünmez sistemlerle doludur. Din ve felsefe bilinmeyen sistemleri açıklamaya çalışır. Aralarındaki fark din kesin olarak bulduğunu iddia ederken felsefe aramaya devam eder. Kişisel bir yorum olarak Allah'ın tüm yeryüzüne herhangi bir din getirmediğini düşünüyorum ki zaten bu görülüyor. Allah, harekete geçirici olandır, başlangıç ve ana plandır. Detay ise sadece detaydır. Anlatılagelindiği gibi eğer Allah insanları kendisine inanmalarını isteseydi bunu gökyüzünde bir yazı gibi kesin delillerle yapabilirdi. Gerçekte deliller vardır. Olması gereken ve olan görmek isteyenleri görmeye başlamasından ibarettir. Görmek istemeyene gösteremezsiniz. Zamanınız geldiyse hangi inancın içinde doğduğunuzun bir önemi yok görmeye başlayacaksınız. Ana plan içersinde yaşamlar belli bir yönde akarlar. Dünyanın oluşumunu bir düşünün. Önce toz bulutuydu sonra merkezde toplanmaya başladı, katılaştı, dağlar, denizler, ormanlar, oluştu. Ve sonra da yaşam filiz verdi. Evet, bir oluş içersindeyiz, bir ana plan var. Bu ana planı Allah insanları sınava sokuyor şeklinde değerlendirmek, bu yazıyı okuyan ve ne demek istediğimi anlayanlar için üzücü bir anlayışsızlıktır. Beni anladığına inandığım ismini bilmediğim dostum/kardeşim,arkadaşım, şimdiden biliyorsun veya bileceksin ki güvendesin. Var olduğunu gör. Oluşu gör. Bir parçası olmaktan onur duy. Evreni kusursuz yaratan Allah insanda hata mı yapmıştır? İnsanda kusur varsa bu kusur yaratıcısında değil midir? Aslında illa kusur belirteceksek kusur, kusur görmekte, kusursuzluğu görememektedir. Allah insanların kendisinin farkında olmasını ister/bekler. Bekler çünkü bu çekimin etkisiyledir ki onu ve eserlerini anlamaya çalışıyoruz. İnançlar,felsefeler kuruyoruz. Allah insanlara başka ilahlar edinirlerse kızmaz. Nerden çıktıysa artık şu kızma işi. Allah kızar mı? Biz insanlar yavaş yavaş gerçeklerin farkına varıyoruz. Yaratılışın derinliklerine birden dalamayız. Alışa alışa ve daha fazla bilgi/anlayış talep ede ede ilerleriz. Yeryüzündeki inançlar birer oyundu/dur. Oyunlarla öğreniyoruz. Hiçbir oyun sonsuza kadar sürmez. Çoktanrıcılıktan tek tanrıcılığa gelişen anlayışımız burada donup kalacak mı? Göreceğiz... :) Bu dünya yaramaz, kıpır kıpır bir çocuğu kollarında tutup konuşur gibi bizi burda tutmaktadır. Daha düşük frekanstayız. Sakinleşmemiz için vardır. Eskilerin esaret yaşamı dedikleri şey. Bir suçluyu biz ne yapıyoruz şimdi? Hapse kapatıyoruz değil mi. Peki orda tutmamız onu iyi bir insan yapıyor mu? Hata yapan bir insana hatası gösterilmeli ve anlaması sağlanmalıdır. İslamdaki tövbe gibi. Tövbenin işe yaraması için hatanın görümesi, üzdüğü kişilerin acısını hissetmesi gerekir. Birşeyler o kişiyi empatiye götürmeli. O şeyler dünyadadır. ;) Bir kimyasal tepkime gibi yeryüzündeki fikirler,akımlar,dinler gerekli olduğu için çıkmıştır. Bunlara satanizm, ateizm vb herşey de dahildir. Bu akımlar da tükenecektir,değişecek,gelişecektir. Ama şuan için gerekli olduklarını unutmayalım. Neden gereklidir? Ne için çıkagelmiştir? Herşeyin bir nedeni olduğu gibi bunların da bir nedeni ve zemini vardır. Gerekli olmasaydı, bir boşluğu doldurmasaydı bir sonraki aşamaya basamak teşkil etmeseydi kesinlikle oluşmazlardı. Toplumda ortaya çıkan eşcinsellik vb şeyler de bir çekim tesiriyledir. Bu çekime kulak verip o boşluğu dolduran insanlar vardır. Bir olay/durum olmadan çok önce o olay/durum için çekim oluşur. Aynen bir hastalığın belirtilerinden çok önce oluşması gibi. Bu çekimi farkedebilirseniz neye yol açacağını da görebilirsiniz. Buna kahinlik diyoruz :) Hastalığa yol açan şeylerin ruh halimiz olduğunu görebilirsiniz. Hastalık önce ruhta başlar. İnsanlık da böyledir. Eğer ruhlarımız hasta olmuşsa en iyi fikirleri bile ölü ağaçlara eğer sağlıklıysa ölü fikirleri bile yeşil ormanlara çevirebiliriz. Atatürk devrimlerine bir bakın. Atatürk bir toplumun düzeyini çok yukarılara taşımıştır. Ama o düzeyinden korkan ve aşağılarda kalmak isteyenler karşı devrim çekimi oluşturuyorlar. Şu sıralar ülkemiz bu iki çekimin son kozlarını paylaştığı çok ince bir çizgide. Bana göre karşı devrim son çırpınışlarını yapıyor ve tabiki kopmak üzere. Allah karşı devrimin savunucularından razı olsun. Karşı devrimin bitişini hızlandırdıkları için. Yakında göreceğiz. :) İnsanoğlunun dünya yaşamı dünya malzemesiyle başlar, yediği içtiği dünyadandır, gideceği yer de dünyadır. Bu bedenimizin kısa çevrimidir. Ruhun uzun çevrimi de benzerdir. Geldiği ve gideceği yer ise Allah'tır. Ruh, bilinç ve bu bilincin dağılıp gitmemesi için eklenmiş ego/benliktir. Allah bu bilinçlerle kendini görme isteğini gerçekleştirir. İşi bu dünyada biten bilinçte BEN yapıştırıcısı giderek zayıflar. Buna bazıları nefsi yenmek der :) İşi biten/devam etmek istemeyen tüm bilgi birikimini kaynağına teslim eder. Devam etmek isteyen bir sonraki deneyim için dönüşüm geçirir. Bilinç yine vardır ama bu kez toplumsal bilinç içindedir, BEN daha çok BİZ'e dönüşür. Tüm üstün bilinçlerin öğütlediği gibi. İnsanlar BEN'lik enerjilerini daha fazla bilmek/görmek için kullanmalıdır. Öldükten sonraki bir cennet yaşamı için, gecesini gündüzünü ibadetle geçirse de, atıl hale getirmek için değil. Herhangi biryerde bir şiir, bir şarkı yazılsa unutmayın onu biz yazdık! Birisi üzülse onu biz üzdük ve üzüldük! Mesih/ler gelse onun/ların birşeyler anlatmasına gerek yok. Hissettikleri tüm dünyada ve hatta evrende yankılanacaktır aynen bizlerinki gibi! Tabi çok daha yüksek düzeyde. Gönül gözümüz açık olursa bunu farkedebiliriz bile! Sana soruyorum mesihle yolda karşılaşsan sana saati sorsa farkedebilir misin? Gönlüyle evrene bağlanmış kişi isen evet! Ruhunuz sistemle uyum içindedir. Bilmezsiniz, sizi gerilim içine sokan uyum içinde yüzüp gitmek yerine herşeyi değiştirmeye çalışmanızdır. Yapılması gereken akışına bırakıp sıyrılmaktır. Sistemle uyum ve güven içinde hayatınızı diğer hayatları izleyin. Akışın içinde yüzüp gitmek VAR olmaktır. Yüzerken etrafı görmek, evreni ve işleyişi anlamak Allah'ın görmek istemesidir. Yani sorular sormadan yaşayanlar sadece vardır. Soru soranlar "görenlerdir". Varolanlar zamanla görenler olmaya geçebilirler. Gerektiği/talep ettiğimiz kadar idrak/bilgi gerektiği anda bize verilir/çekilir. Henüz at arabasıyla yolculuk ederken uçaklarla ilgili bilgi verilmez verilse de anlaşılamaz. Adım adım, yavaş yavaş, sindire sindire. İnsanlar nedense bir sihirli değnek bekliyorlar, gelsin dokunsun ve süper idrak sahipleri kılınsınlar. :) Oysaki böyle olmaz. Önce fidan olmadan, yazı kışı yaşamadan her yıl biraz daha büyümeden ağaç olan bir tohum gördünüz mü? İnsanda tabiki biraz daha karışıktır durum. Depresyonlar, kaybolmuşluklar, kimliksizlikler, öfke, kaçış vb. yaşamadan yükselme olmaz. Bu bakımdan bireysel veya toplumsal hafıza ilerlemek, yol almak içindir. Unutsaydık tekrar yapardık, ilerleyemezdik. Şunu söylemek yanlış olmazki ne kadar çok şey hatırlıyor, nekadar çok bilgiyle mantık yürütebiliyorsak o kadar ilerleyebiliriz. Tabi bunun için kendimizde ve toplumda öncelikle yükselme,öğrenme isteği oluşturulmalı. Çook sonraki anlayışı anlatmak işe yaramaz. Hem sanırım anlatamayız hem de anlayan bulmakta biraz zorlanırız :) O yüzden şuanki düzeyin biraz üstünde bilgi aktarmak, hissini duyurmak yeterlidir. Ömrümüz yettiğince, varlığınızla, dünyayla yükselme enerjinizi/isteğinizi paylaşın. Dileyin ki hep beraber evrensel sevginin bile ötesinde şeyler hissedelim. Bir tavsiye olarak içinizden gelmiyorsa Allah'ı övmeye çalışmayın bu gelişiminizi yavaşlatabilir. Onun yerine hata arayın, eleştirin, sorular sorun. Herhangi bir sorunuzun cevapsız kalacağından mı korkuyorsunuz ki? Cevap veremeyen düşünceleri reddetmekten kaçınmayın. Size soru sormayın diyenleri dinlemeyin. Cevapsız sorular bulmak için uğraşın, o soruların cevabını heryerde arayın bulamazsanız kendiniz cevaplayın. Sade bireyler olun. Fikirsel düzyde bile olsa bir grubun/cemaatin parçası olmak size kazandıracağından çok daha fazlasını götürecektir. Olacaksanız da insanlık ailesinin bir parçası olun. Gerçi yanlış zeminde olsanız da doğruyu bulmak ise amacınız bulacaksınızdır. Bundan vazgeçmeyin. Ama bu cemaatlerde hocaefendiler tarafından kasıtlı yapılan yanlış ispatlara da dikkat edin. Ör. Güneş doğudan doğar işte bu yüzden yoğurt beyazdır şeklinde, ikinci önermeyi, alakasız 1.önerme ile doğrulamaya çalışırlar. Burdan sana seslenirken aslında garip duygular içersindeyim. Merhaba ben, nasılsın diyorum kendime. Sonra iyiyim ben, ben nasılım. Senin ismin ne? XYZ. Ya benim ki? ABC. Hangi dindeyim? Ben yahudi olarak filanca yerde doğdum ya sen? Ben de müslüman olarak falancada doğdum. Dinlerimiz ve mekanlarımız hatta rengimiz bile farklıymış ama herşeyi ve seni de seviyorum buna engel olmasın hiçbirşey. Olmaz. Umarım... March 20 KURU YAPRAKLARBu duyduğum kuru yaprak sesleri olmalı,
Yürürken ardımsıra gölgem gibi. Ama henüz sonbahar olduğundan emin değilim, Yürüdüğümden de.. Ya dünya şimdi çok basit Ya da aklım artık dizginleyemeyeceğim kadar karışık. Bu yetimlik bana senden hatıra olmalı, Gözyaşlarımı kendim silebilirmişim gibi. Ama nihayet unutmayı öğrendiğimden emin değilim, İstediğimden de.. Ya sensizlik ilerde elmas olacak çınar gibi devriliyor içimde , Ya bir nefes yanında, ömür gibi uzun tek çekişte, Ya satır aralarında değildir sadece yalanlar, Ya da artık kalbimi yaprak sayacak kadar kendime uzağım... alper February 27 Sınırsız sevgi, sınırsız kardeşlik-Önce sadece Allah vardı. Benzersiz, karmaşık, sınıflandırılamayan ve tek.
Arkadaşlar insanlar bilinçli varlıklar/ruhlardır. Bilinç varsa özgür irade mutlak olmalıdır. Bir üçgen varsa iç açılarının toplamının 180 derece olması gibi. Özgür irade varsa zorunlu seçimlerden/ zorunluluklardan söz edilemez.
Madde dediğimiz şey atomaltı düzeye kadar inersek birer dalga/frekanstan ibarettir. Evren maddelerden değil frekanslardan oluşmuş bir okyanus gibidir, hayaldir. Gerçekte elle tutulur, gözle görülür hiçbirşey yoktur ve zaten görmek,dokunmak insanların kullandığı tabirlerdir. Gerçekte (olmayan) atomlar birbirleriyle temas etmez iterler veya çekerler. Temas edebilseler nükleer reaksiyonlar gerçekleşirdi. Bu frekanslar okyanusunda Allah'ın belirlediği kurallarla elementler (örn. Carbon 6 proton vb), moleküller, bileşikler, vs vs oluşmuştur. Eğer bir gün Allah, koyduğu kurallardan vazgeçerse evrenin yok olması saliseler sürecektir.
Vahdet-i vücutçular önce dağ, tepe, ırmak, insan, rüzgarı ve onun yaratıcısını görürler. Zamanla eser ortadan kalkar ve ne yana baksalar Allah'ı görürler. Ki zaten doğrusu budur zira Allah dışında hiçbirşey yoktur, doğal olarak beden ve ruh olarak insanlar da dahil. Dolayısıyla benim tabirimle insalar Allah'ın kendine has birer denemeleridir.
Okumanızı tavsiye ettiğim Ahmed Hulusi (bknz: .org) Vahdet'-i vücut'tan kastedilen ve Hz. Muhammet'in işaret ettiği (gökte veya uzaklardaki bir tanrı olmayan) Allah'ı yukarıdaki frekans denizi veya holografik evren ışığı altında gayet güzel anlatmaktadır. Buna göre Allah dışında bir varlık ve tabiki siz de yoksunuz. İnsan Allah'ın isimlerinin/sıfatlarının kendine has birer bileşkesi gibidir.
Bu insan Allah ile olan bağlantısını kuvvetlendirmek için hz. Muhammet'in gösterdiği şekilde ibadetlerini yapar, dua ve zikir yapar. Bana göre ise zaten bağlantı vardır bu bağlantıyı kuvvetlendirmenin yolu sadece bunu istemektir. Bu isteğin oluşması için yaşıyoruz. Ve bu istek nasıl bir dünyada doğduğumuza, dinimize, dilimize, ırkımıza vs bakmadan oluşabilir. Bu istek tüm insanlıkta ortaktır sadece adı değişik olabilir(iman, nirvana, aşk vs). Bu bağlantıya ister iman, ister vicdan, ister nirvana ister ise aşk diyebilirsiniz. Bunu isteyerek yapılan ibadet elbette yararlıdır bu istek dışında yapılan ibadet ise yararsızdır. Şunu da hatırlatmakta yarar var ki bu isteğe gelmeden önce başka birçok hayatsal evreden de geçmemiz gerekebilir. O yüzden afrikada bir kabilede doğan sadece acemidir birkaç hayat sonra manevi bir dil kullanabilseydik anlaşabileceğimiz biri olacaktır. Telepatinin gelişmesi bu bağlamda bence birbirimize benzerlik durumuna gelişmizin göstergesi olacaktır.
Herkeste ortak olan bu isteğin nedendir bilinmez herkeste ortak olduğu anlaşılamamıştır. Bu nedenledir ki bir dinde doğan kişi diğer dinde doğan diğer bir kişinin asla kendisi gibi bir yeniden bağlantı isteği duyamayacağını zanneder. Kendi dinini bu isteğe ulaştıran tek araç olarak görür. Üstelik diğer dinleri bu isteğin karşıtı görme hatasını sıkça yaşar. Halbuki tüm insanlık dinlerinin amacı aynıdır. Bir din şöyle söylemiş diğeri böyle diye ayrılık üretir hale gelmişiz. Allah her an yeni bir oluştadır/şandadır. Yeni birşey söylemeyeceksek susalım.
Allah'ın kendisini Ahmet, Ayşe vb zanneden halleri yani bizler, vahdet-i vüçut halinde iken bir sorun yaşarız. Bu sorun gözler açık veya kapalı olsa da sadece içinde bulunulan vecd halinde bile hala kendimizi de hissediyor olmamızdır. Bu sorun bu vecd halini yaşayanların karşılaşmak istemedikleri bir sorundur. Onlar kendi benliklerini "sonunda ona döndürüleceksiniz" ayetinde işsaret edildiği gibi kaybedecekleri günü sabırsızlıkla beklemektedirler. Bu talep ancak öldükten sonra karşılanabilir. Oysaki önemli olan vecd halinde bile kaybedemediğiniz benliğinizi de sevmektir. Zira Allah kendinizin ve Allah'ın farkında olarak kardeşçe yaşamanızı istemektedir.
A.H. güzel tasvir ettiği enel hak'kı bana göre eski usulle sonlandırmıştır. Yani demektedir ki insan bir göz açıp kapayana kadar bir süre dünyada yaşamaktadır ama ölünce sonsuz bir cennet veya cehennem hayatı beklemektedir. Düşünmek lazım. Sonsuz bir hayatı göz açıp kapayana kadar geçen bir süredeki faaliyetlerin, düşüncelerin belirlemesi nasıl izah edilir? Zaten izah etmemekte çok haklı olarak sürekli neden diye sormamız gerektiğiniz söylemekte ama bu konuda neden siye soracak durumda değiliz demektedir.
Üstelik biz şanslı doğan müslümanların yanında hiçbirşeyden habersiz olan afrikalılar, çinliler, hintliler, hristiyanlar da vardır ve bunlar dünya nüfusunun "şanssız" çok büyük çoğunluğudur. Reenkarnasyon(yalnız sadece insan için) içermeyen bir ölümden sonraki hayat olgusu eşitsizliklerle doludur. 12 yaşında reşit olup(?) 13 yaşında ölen bir japon,hintli vb neden şanssız doğmuştur? Biz kendi derdimize bakalım onlar hakkında hükmü Allah versin demek cevap verememektir. Anlattığınız sistemde böyle cevapsız sorular olursa sisteminiz hatalı demektir. Tek ömürlü genel islam inancı bu adaletsizliği Allah'a havale ederek cevap vermemekte ve fakat ısrarla hakiki, apaçık gerçekler, kanıtlarla dolu olduğunu söylemektedir.
Tohum hep topraktadır. Uygun şartlar oluşunca kabuğu çatlar ve cansız gibiyken canlı olduğunu kanıtlamaya başlar. Bence zaman cansız gibi duran ve bastırılmış, adeta toprağa gömülmüş bazı gerçeklerin canlanmaya başladığı zamandır. Artık reenkarnasyon açıklandığında kimsenin kafası kesilmiyor. Uygun şartlara ulaşmışızdır belki kim bilir.
Doğrusu dünya insanın kendi durumunu ve aynı şekilde seçimlerinin sonuçlarını göstermek ona ayna tutmak için vardır. Ve dikkat! Düşünün, hayatın bir amacı varsa bu mutlaka gerçekleşiyor olmalıdır!. Yani dünyanın her bölgesinde! Peki nedir gerçekleşen tek şey? Yaşamdır. Evet yaşamın amacı yaşamaktır. Çünkü söylediğim gibi yaşamımız bize özeldir. Ölüm dahil acı tatlı tüm deneyimlerimiz bizim hayatımızın amacıdır. Suyun yolunu bulması gibi doğduğumuz an su akmaya başlar ve yolunu bulur. Kısa ömür, uzun ömür, sağlık veya hastalıklar, evlilik, arkadaşlar herşey size özeldir ve size ayna tutarlar.
Yaşadığınız şeyleri inceleyerek bu hayatınızın amacı/amaçları nedir rahatlıkla görebilirsiniz. Sürekli haksızlığa uğrayıp işten mi atılıyorsunuz? Bakınız haksızlık yapmak nedir, nasıl kötü birşeydir, bir insan için ne kadar düşük düzeyde bir faaliyettir şimdi sizden daha iyi kimse bilemez :) Bu dersinizi layıkıyla bitirirseniz bir daha haksızlığa uğrayıp işten atılmayacağınız kesindir. Yalnız layıkıyla bitirmek demek size ayna tutan bu olaylara kızmamak ve kendinizdeki bu haksızlık yapma eğilimini görmek, kendinizi bu eğiliminiz nedeniyle affetmek gerekmektedir.
İnsan hem kalemdir hem beyaz bir kağıt. Hem çizer hem gözükür. Dünyada belirli etkileri yaşamaya geldik. Bu etkiler herkeste farklıdır. Şiddeti, türü, süresi herşeyi. Bu etkiden kaçabilmeyi de istemiş olabiliriz yada ne olursa olsun mecbur olmayı da. Etrafınızdaki insanlara bakın. Yaşam planlarını görebilirsiniz. Gün gibi ortadadır.
Dünyamız insanları yaratıcısına inanmaya zorlamadan da nimetlerinden bolca verir. Dileyen yaratıcısını düşünmeden/düşünemeden de o nimetlerden faydalanabilir. Yaratıcı insanların kendisine inanmasını şart koşmaz. Nimetlerinden faydalanan her canlıdan razıdır ve sever. Öfkelenmez. Yaratıcıyı düşünen insan için söylediğim gibi içine doğduğu dinin önemi yoktur. Su yolunu bulur. Düşünenlerin göreceği şey mükemmelliktir. Evreni kusursuz olarak yaratan Allah insanda hata mı yapmıştır? Ki üstelik böyle bir hata varsa bunun cezasını da o kendi yarattığı insanlara yükleyecek kadar da gaddardır? Doğrusu insan da kusursuzdur. Ne yaparsa yapsın. Sadece ışığın renkleri gibidirler. Birisine sen kırmızısın/yeşilsin diye kızılabilir mi? Gönül isterki hepimiz beyaza ve kardeşliğe yaklaşalım. Bu da zamanla olacaktır. İlerde bir gün bugünler için nasıl günlerdi yahu, birbirimizle savaşıyorduk, kendimizin ve bizi daima seven yaratıcımızın farkında değildik diyeceğiz. Ve inanamayacağız.
Allah bizleri gökkuşağı gibi yaratmıştır. Bizler varız yok değiliz. Yokuz, hiçbirşey yok demek Allah'ın yaratmasına gözlerimizi kapatmak demektir ki zaten kapatamazsınız çünkü asıl önemli olan Allah'ın bizim var olmamızı istemesidir. O yüzden bize düşen benliklerimizi kabul etmek, diğer benlikleri kabul etmek ve yaratıcımızı bilmektir.
Bağlantıyı sevgi sağlar ve mutlaka sağlar. Tüm evreni kucaklayın, bir tebessüm içten bir selam gönderin eeen uzaktaki galaksilere, yıldızlara, insanlara. Lütfen sevginize sınır koymayın. December 29 Acemi ÇabalarDönüp durmuş kendi etrafında mecnun gibi,
Söz bilmez, sevmek gerekmez mahkum olmuş, Derdi çok, dili yok, mazlum yalnızlığım. Ve gitmek gelir içimden gidemeden, Ama gülmek gelir içimden gülemeden... Bir ateş yakmışım olabildiğince büyük gecenin karanlığında, Anlamaz bakışlı yüzler ısınır belki sıcak nedir bilmeden, Donmaz sağ kalırsa, kadir kıymet bilemeden... Küp dolmuş artık, unutur olmuşum geçmişi, Nasır tutmuş hislerim, uykuda ağlar bulmuşum kendimi. Çatısız kalmış da sinmiş bir köşeye yağmuru izlemez gibi, Pek konuşmaz, fazla zaman gerekmez misafir olmuş, Çıkmaya gönlü yok, kalmaya gücü, Bir anlamı var, önemi kalmış gibi tüm acemi çabalarım. alper December 22 İyi Keşifler...Doğduğunuz ana göre takım yıldızlarının konumu aynı parmak iziniz gibi benzersiz ve size özeldir. Doğduğunuz an adeta size bir mikroçip yerleştirilmiştir ve bu çip sayesinde yıldızların konumları sizi diğerlerinden farklı etkiler. Benim burcum yengeç ve yükselenim başak. Bu iki burcun da etkilerini taşıyorum. Kabul etmeyebilir veya önemsemeyebilir insanlar ama herkes taşır. O zaman karşımızda ciddi bir problem var. Dinler açısından. Temellerinden sarsacak birşey bu. Hatta devrilmelerine yol açacak bir şey. Nedir o? O, insanların bu dünyada hiçbir şekilde eşit olmadıklarıdır. Hayata hiçbir açıdan eşit başlamadıklarıdır. Böyle birşeyin gerekmediğidir. Çünkü hayatın amacının sınav; ödülün cennet veya cehennem olmadığıdır. Bir burç hisleriyle, sezgileriyle hareket eder diğeri zekasıyla, bir burç hırlısıdır diğeri değil, bir burç yenilikçidir diğeri muhafazakar vs vs.. Bu liste uzayıp gidebilir. Biz doğduğumuz an bu listeden bazılarını belirli oranlar da almışız. Örneğin A burcundaki biri şefkatli ve merhametli ise bu kişi genellikle iyi dediğimiz insana dönüşür ama B burcundaki hırslıysa o kişi kötü dediğimiz bazı işleri yaparken çok zorlanmayacaktır. Etrafınıza bakın balık burcundan kaç tane gaddar insan var? "Farklı burçtaki insanlar aynı olay karşısında farklı şeyler hissedecek ve düşünecektir." Demek ki biz doğduğumuz zaman belli etkileri deneyimlemek için programlanıyoruz. Bu programa/çipe "burç" diyoruz. Kendimden örnek verirsem yengeç burcunun etkisiyle inanç konularında sezgilerimle derinlere inebiliyorum ve başak etkisiyle indiğim derinlerde analizlerimi yapabiliyorum. Bunlar iyi taraflarıydı kötü taraflarını sonra anlatırım :) Sonuçları işte buradaki inciler oluyor. Herkesin bir yaşam planı var. Burada çok önemli olan bir noktayı gözler önüne serme zamanı geldi: Dünyayı algılayış ve buna mukabil davranış biçimi karakterimiz ise ve algılarımızdaki farklılıklar doğum anınmızda kodlanıyorsa benim karakterim doğmadan önce yoktu doğum anında belirdi. "Ben doğum anında bu elbiseyi giydim. Ölüm anında da çıkartacağım." Ve öldükten sonra aynen doğmadan önce olduğu gibi sadece Allah'tan bir nefes olarak kalacağım. Ve tabi sizlerde. Yani sen ve ben arasında bir fark kalmayacak. İnsanlar arasında fark gören gözler aslında bu elbiseleri görmektedir. İnsanlar yani Allah'ın özgür ve kendine özgü denemeleri bu karakterleri yani elbiselerini "keşif" için kullanmaktadır. Eğer hayatlarınızdan birinden sonra bu keşfe devam etmek istemezseniz elbisenizi çıkarıp atıp, devam etmeyebilir, tüme karışabilirsiniz. Ancak devam etmek isterseniz ki isteyeceksiniz bir sonraki hayatınızda genellikle kaldığınız yerden devam edeceksinizdir. Size uygun bir doğum anı gelinceye kadar beklersiniz. Doğduğunuz zamanki doğum haritanız geçmiş yaşamlarınızdan da izler taşır. Ama henüz astroloji bunu keşfedecek kadar gelişmedi :) Bir insanın gözlerine baktığınızda elbisesine iyice gömülmüş olduğunu görebilirsiniz. Bu kişi holding patronu da olabilir bir avare de. Ama o hala Allah'ın nefesidir ve küçük görecek birşey hiçbir zaman yoktur. İyi bakın, orda durmuş size bakan, "elbisesinin ardındaki" kimdir? Belki çoğu gibi kaybolmuş ve unutmuştur, kendini Ahmet, Ayşe sanıyordur ama iyi bakın kimdir o elbisenin ardındaki? İnsan, Allah'ın kendine has, bağımsız bir denemesi dışında ne olabilir ki? Hatta dünya, Allah'ın bu denemelerini özgürce ve "diğer dünyalardan" izole yaşayabileceği bir yer dışında ne olabilir?
İnsanlığın dünyadaki yaşamı kendi serüvenidir, serüvenimizdir. Bu serüvene doğrudan veya dolaylı hiçbir müdahale olmamıştır. İnsanlar unuttu ve kendilerini dünyada buluverdi. Sonra sordular: Ben,biz kimiz kim yarattı bizi, neden? Ve işte bu soruları sormaya başlayınca serüvenimiz başladı ve serüvenimiz de, hayatın amacı da zaten budur. Keşiftir. İnsanlık hayatın amacının dışında birşey yapmamıştır bugüne kadar ve budan sonra da yapmayacaktır. Yoksa hayatın amaccı gerçekleşmemiş olurdu değil mi? (Dediğim gibi herzaman, heryerdeki mükemmelliği keşfedin) İnsanlar doğduğu topluma göre mensubu olduğu her dini, mezhebi kusursuz, tam ve tek zannetmişler ve zannediyorlar. Halbuki bunlar keşif yolundaki denemelerdir. Yine sadece insanların denemeleridir. Hiçbir din sonuç değildir ki aslında bir sonuç gerekli değildir. Tek gerçek süreçtir. Şuan "tanışma" faslındayız. Birbirimizle birbirimiz olmadan tanışıyoruz.
Herkes farklı bir çiçektir ve değişmeyeceksiniz. "İnsanları değiştirmeye çalışan dinler, her çiçeğin olduğu gibi açmasını sağlamalıydı."
Hz.Adem'den başlayarak insanlar en zıt iki kutuptan yani oğulları Habil'le Kabil yani kötü ve iyi yani siyah ve beyaz'dan aşama aşama detaya inerek(keşfederek) bugün artık diğer renklerde insanlar olarak yaşamlarını sürdürüyorlar. Her renkten insan var. Bu mükemmel cümbüş insanlar arasında keşfin devamını da sağlıyor. Şöyleki, Eğer bir kişi keşif yolunda ilerlemiş ise belirli bir doğum haritası/yaşam planında doğacaktır ve bu plan çerçevesinde keşfine devam edecektir. Hayatına devam edeceği dünya, diğerleri tarafından bir şekle sokulmuş ve onu bekliyor olacaktır zaten. Yine siz, en uygun anda en uygun zamanda ve en uygun yerdesiniz. Yani henüz ileri olmayanlar ellerini dünyadan çekmedikleri için dünyaya şekil vermeye çalışmaktadır. O yüzden belki dünyaya/zevke yönelik bir burç etkisiyle doğacaklardır. Onların yaşamları ve faaliyetleri, hiçbirşeyin farkında olmasalar da, keşif erlerinin görmeyi istediği, ihtiyacı olduğu ortamdır. Hz. Muhammet'in Hz. Muhammet olması için gerekli olan içine doğduğu toplumun şartları gibi.
Hz. Muhammet ve diğer peygamberler doğmak zorunda değillerdi, "bu planlanmamıştı". Hiçbir şey günü gününe planlı değildir. Ama gerekti ve o karakterlerde doğumlar yaşandı. Söylediğim gibi siz kendini unutmuş Allah'ın bir nefesisiniz. Nasıl olur da bu kadar unutabilirim diye düşünmeyin bu Allah için çok kolaydır :)
Bazen şöyle deriz, bu dünya, herşey sanki sadece benim için yaratılmış, bana çalışıyor. Gerçekten de öyledir. Herşey size çalışmaktadır. Siz de başkalarına çalışmaktasınız. Herşey/hepimiz arasında bizim göremediğimiz en sıkı bağlar vardır. Bu bağlar bazen görünür olur gazetelerde veya günlük yaşamımızda "tesadüfün böylesi" deriz. Görünür olduktan sonra herkes görür :) Önemli olan ilk görenlerden olmaktır. Bunun için de çok çabalamayın eğer siz görecek kişi iiseniz göreceksiniz zaten. Bu hayat maceramızda bazılarımız çok ilerler bazılarımız gidemez. Anahtar cümleyi artık biliyorsunuz: "Herşey mükemmeldir." Demek ki herkesin derinleşmesi gerekmiyor. Bir kısmımız çok derinleşse bu yeterlidir. Dikkat edin bu, bugüne kadar hep böyle olmuştur. Birilerinin gerçek güzelliği görmesi için birilerinin fedakarlık yapması gerekmiştir. Yani kimimiz hiçbirşeyden habersiz acı çeken bir mazlum olduk kimimiz de onları gören ve insanlığı/merhameti vb keşfeden olduk. Artık biliyorsunuz. Hangi tarafta olduğunuzun bir önemi yok. Olduğunuz gibi olun (aslında zaten öylesiniz:) ).
Şimdi kendinize şu soruyu sormanız gerekiyor, hayat, ben kimliğinde hangi deneyimlere akıyor? İnsanlar bu soruya uygun yaşamak yerine klasikleşerek herkes gibi iyi bir iş iyi bir eş vb standart bir kalıba yöneliyor. Bu kalıplar çoğu zaman ruhunun akıp gitmesi gerektiği yer olmadığı için herşey yine klasik manada sorunsuz olsa da içten içe bir "stres" yaratıyor. Bunun çözümü de söylenmiştir aslında: Ya olduğun gibi görün yada göründüğün gibi ol. :) İki şey yapabilirsiniz. Birincisi akıp gitmeniz gereken yeri bilinçli olarak görmek ki bu zor olandır. İkincisi çoğu insan gibi akışınıza kendinizi bilinçsiz bir şekilde bırakmak. Akışı görmek keşiftir diğeri deneyim. "Keşif aşamasına gelene kadar deneyim aşamasında kalırsınız." Siz bu alandayken kendinizi keşfe zorlar ve aynı zamanda kaşiflerin de keşfi olursunuz. Tarihimizdeki nicelerinin yaptığı gibi kaşifler, diğerlerine nasihatler sunarak onları da keşif tarafına geçirmeye çalışabilirler. Onlardan herhangi birisi kaşif modunda dünyaya gelmişse eninde sonunda olacaktır bu nasihatler veya hayatlarındaki bazı tesadüfler ve düşünceleri bunu mutlaka gerçekleştirecektir. Kaşif modunda gelen birisi deneyim modunda kısa bir süre sıkışıp kalabilir (bu durum deneyim insanlarının kalıplarıdır, büyük çoğunluğu bu kalıplara tek başlarına karşı çıkmaları gerekse de aşabilirler). Bu sıkışıklık genellikle ergenlik döneminin bitişiyle biter veya önündeki aşması gereken duvarları görür ve teker teker aşmaya başlar. Sonunda kaşif olacaktır. Ve kaşiflik asla bitmez.
İyi senelerde iyi keşifler... December 19 Şafak Sökene KadarKaranlık çöktü ve izini kaybettirdi inadına inandıklarım,
Meğer ayrılık, tanıdık tek sima imiş dedim. Hani nerde şimdi sımsıkı bağlandıklarım? Meğer hiçbir bağ sonsuza kadar sürmezmiş dedim. Uzun, çok uzun sirenler çala çala tükendi dokunuşların, Meğer hiçbir ses, sessizliğimi bastıramazmış dedim. Yaprakları sararmış en sevdiğim kitapları, Okuyamıyorum artık anılara dalıp dalıp, İçimdeki cam kenarı yolculukta uyuya kalmaktan. Sen üşümüş ve güneşin doğuşunu izleyendin durakların birinde, Ben seni... Güneş doğdukça gözlerini kısarken sen, Güzelliğin ortaya çıkarken ben gözlerimi açıyordum Ve uyandım. Meğer bir kelebek olmuş ve ömrümü geçirmişim, Buzlarım çözülüp, tam uçacakken, Bazen kısa bir gün, uzun bir ömürden evladır dedim, Şafak sökene kadar... alper
alper November 12 OL DENDİ...Allah sonsuz güzellikti ve kendi güzelliğini görmek istedi.
Bunu istediği an aynı ol diyip olması gibi olması gerekenler olmaya başladı. Bu başlangıç, evrenin "big bang" yani büyük patlama ile "yoktan" var olmaya başlamasıdır.
Aradan 12 milyar yıl geçti ve şimdi burdayız. Güzellikleri (çirkinlik diye birşey yok;) gören gözler olarak. En-el hak olarak...
Zaman geçtikçe daha da çok görmeye başlıyoruz. Aynı bir tohumdan yavaş yavaş bir ağacın meydana gelip o ağacın çiçekler açması, meyve vermesi gibi. Aynı bir bebeğin anne karnında yavaş yavaş meydana gelip doğması gibi.
Bu oluş olmaktadır. Farkındalık dedikleri bu oluşun farkına varmak ve izlemektir. Keşfetmektir. Bunca zaman ortaya çıkan anlaşmazlıklar biryandan olurken, bu oluşun parçasıyken diğer yandan bu oluşun farkına varmaktan/varamamaktan kaynaklanıyordu.
Ama şimdi göz oluşumunu bitirmek üzere. Gören gözler çoğaldı.
Bu cennet hakkında anlatılan "orda çok fazla konuşma yoktur sadece selam, selam.." dır.
Gören gözlerin kelimelere ihtiyacı yoktur. Çok fazla konuşmazlar. Kafalarını kaldırıp izlemeye başlamışlardır. Mükemmelliği izliyorlar.
Görmeye başlamalarıyla görünmeye başlayanlar da çoğalmaktadır. Bu zamanlarda ve bundan sonra anlatılacak olanlar daha öncekiler gibi olmayacak. Bir ağacın dalı olduğunuzu ve yanıbaşınızda açan bir çiçeği gördüğünüzü düşünün. O çiçek sizin bir parçanızdır bunu görüyorsunuz ama o bir çiçek, bir dal değil. Yeni birşey. Ve çok güzel. O çiçek sadece oluşuyor. Ol dendi çünkü biliyoruz artık.
Büyük resmin hepsini anlamak zorunda değiliz. O resim şuan çiziliyor. Bir parçasıyız. Hata yapmaktan korkuyoruz. Ama unutmayın; Oluyoruz, oluyor işte... Hata yapma şansı yok!.. Küçük birer renk parçasıyız biz. Resmi oluştururken resmi izliyoruz. 12 milyar sonra nihayet...
İçinizde biryerlerde bu sürecin farkında olduğunuzu biliyorsunuz. Yaşamınız boyunca süreçle dolaylı olarak iletişim kurdunuz ama şimdi doğrudan iletişime geçme zamanıdır. Korkmayın. Korku eskidir. Yeni olan güvendir. Güvendesiniz.
Yeniye lütfen izin verin. O sizinle konuşmak istiyor. Sizi çok özledi. Dağla, taşla, olaylarla, insanlarla, çiçeklerle, böceklerle konuşun. Size anlatacakları çok şey var. Siz de ne çok özlediniz. İçinizde sürekli sizinleydi bu özlem. Şimdi zamanı geldi. Ol dendi ve oluyor, oluyoruz... ŞİİR: NİCEDİR...Nicedir gözümde tütüyor,
Yalnızlığından sersemlemiş güneş, uyuduğunda kavuşabildiğim, Efkarından ağarmış saçlarıyla geceler... O geceler ki hem defteri hem kalemi olmuştur histerik zamanlarında ruhumun, Yeri gelir köpek ulumaları eşliğinde solup giden, Ucuz kahkahalarla acımasızca solunup tüketilen, Bazen de sıcak bir çay daha koyan iki lafın demine. Özlemişim dumanı yerden sessizce havalanırken, Kimsesizliğine karışıp giden banliyoları, İğreti dolgularına bile şefkatle sarılıp, İçimdeki boşluğu doldurur gibi dalgalarını bile, Sen gülünce daha bir anlamlı parlayan yıldızları Ve sanki hiç bana gülmüş gibi gözlerini.. Ne bileyim, Nicedir kayıp ve derinlerindeyim işte hayatın, Sevecek zaman bulabildik de yalancı şehrin cazibesinden fırsat bulup, Tanık olduğum zaman sanki aşka hatırını soracak kadar eskidi mi? Bilmiyorum aslında ne düşmeyi ne kaybetmeyi sen yokken, Kimse görmez karanlıkta ve nasılsa kapanır yaralarım diye, Öyle doğrulup, umuda beyaz bayrak sallayıp arada, Hayallere sataşıyorum, ses gelir diye biryerlerden... Aslında ne dinliyorum ne de söylenenleri umursayacak yaştayım, Ama özlemişim, Kaçamıyorum... alper October 25 ŞİİR: SUFLÖRCevaplanmaması için yüksek sesle soruyorum,
Cevaplardan da korkmazken üstelik, Gerçek en kabul görmüş yalanken zihnimde, Tıpkı sadece gece aklıma gelen sabah gibi, Yalnız gül, kokusunu hasretten alır, Ben kendimi tekrarlar her bahar, Yollarda kaybolurum... Ve düşünürüm, Keşke gök gürlemeden başlasa yağmur, Böylece düşen llk damla sahipsiz olur, Farkedilmeden ve özgürce karışırdı toprağa. Ama bilirim ne yağmur özgürce yağar, Ne özgürlüğü sevdiğim gerçektir, Hayat bir tablo, renkleri sanki rastgele saçılmış, İnsanlar, zaman ve birkaç olay.. Bir seni koyamadım yerli yerine bu dünyada, Bir sen yabancıydın kendi halinde kendime Şimdi yeterince uzamış tek perdelik dramımda, Bir suflör bitirmek için seslenir: Keşke muhtaç olsaydım! Daha acısız olurdu seni sevmek.. alper October 15 Şeytanı da sevmek ve Allah'ı da insan gibi düşünmekYaratılanı severim yaratandan ötürü demiş Yunus. Ben de katılıyorum ve sıkça yazıyorum zaten ;) Sesli düşünüyorum sadece bakalım katılacak mısınız? Şeytan'ı da yaratan Allah değil mi? Ve yine hep söylediğim gibi Allah'ın yarattıklarında kusur olmaz kusur gören bizleriz diye. Cevap veriliyor duyuyorum - E şeytan Allah'a isyan etti. Peki Allah onu isyan edebilir halde yaratmadı mı? İsteseydi isyan veya karşı gelme seçimi yapamayacak halde de yaratamaz mıydı? Yaratırdı. E şeytan bunu seçtiyse ona bu seçimi yapabilme şansı verildiği için yaptı değil mi? Önce seçme şansı verip sonra neden seçtin denebilir mi?
Ne yazık ki insanlar Allah'ı insan gibi düşünüyor. Allah'ın da insan gibi hareket edeceğini zannediyor. Söylemiyorlar ama aynı insan tepkisi bekliyorlar Allah'tan. Ramazanda tavsiyeye uyarak oruç tutanlar birbirlerine "Allah kabul etsin" diyorlar. Ben anlamıyorum. Allah kabul etsin.
Allah neyi kabul edecek? -Orucunu. Sonra? -Sonra seni cennete alacak. Sen orucu neden tutuyodun kardeşim? Cennete gitmek için mi? - Hayır nefsimi terbiye etmek için. Peki nefsini terbiye etmek için yaptığın bir şeyi Allah'ın kabul etmesi nedir? - Cevap yok. Bunun dışında orucu cennete gitmek için tutanlara hiç değinmeyeceğim bile. Daha önce çok anlattım. Cennete gitmek veya cehennemden kaçmak için yapılan hiçbirşey sizi bir adım bile ileri götüremez. Çünkü sizin yaptığınız o şeyler size empoze edilen şeylerdir, aslında size ait değildir. Size ait olması için "kalbinizden gelmesi" gerekir. Kalpten gelen şey ise karşılık beklemez, sonunu düşünmez, yasak/tabu/dogma/gelenek vb dinlemez. Çünkü çok güçlüdür. Çünkü asıl gerçek sadece o'dur. O yüzden içinizden geldiği için yaptığınız, yapacağınız ibadet/faaliyet vb davranışları yapmaya devam edin ama bu davranışlarınızdan dolayı Allah'tan bir kabul beklemeyin. Sizi yaratan sizi herhalinizle kabul etmektedir zaten. Size seçme, yapma veya yapmama şansı verdiği bir şeyden dolayı cezalandıracak bir Allah yoktur. Aslında ne yaparsanız yapın iyi'dir. Hata yaparsanız öğrenmiş olursunuz, yapmazsanız ruhunuz saflaşmaya devam eder. Tekamül herhalükarda ilerler!. Artık Allah'ı insan gibi düşünmeyin..
Yaptığınız ibadetleri, iyi davranışları Allah'ın kabulune sunmazsınız. Bunun arkasında yatan büyük bir yanlış anlayış var. Bu yanlış anlayış Allah'ın insanları dünyada sınava tabi tuttuğu, ölümlerinden sonra sonsuza kadar cennete veya cehenneme göndereceği anlayışıdır. "Bu yanlış sayesinde insanlar özgürlüklerini kaybettti." Özgürlüklerini kaybettikten sonra gelişim/tekamül/keşif şanslarını da kaybettiler. Tekamül yolunda ilerleyen insanı depresyona sokan bir durumdur bu. Bir yandan içlerinden gelen sınırsız sevgisiyle kuşatan Allah'ın enerjisi diğer taraftan insanların yanlışlarıyla koca bir yığın olmuş kısıtlayıcı enerji. Ama tabi ki tekamül enerjisi insanların hatalarından, kendilerini değersiz görmelerinden, cennet cehennem kalıplarında oluşan enerjiden daha büyüktür. O yüzdendir ki Yunus Emre gibi erenler cennete gitme sevdasının en yoğun olduğu dönemlerde bile "Cennet cennet dedikleri birkaç melekle birkaç huri dileyene ver onları bana seni gerek seni" demekten çekinmemiştir. Zamanın softalarının karşılarına çıkıp alçakgönüllü bir şekilde onların binyıl sonra bile anlamayacağı gerçekleri tane tane söylemişlerdir. Bu gerçekler nedir, nerde yazar diye araştırmanıza gerek yok. Siz düşünün hele, cevap isteyin, ısrarla düşünün. Bakın cevaplar neredeymiş. :)
Şeytanı da sevmeye dönersek. Şeytan özellikle hristiyanlarda sanki Allah'ın rakibi konumuna gelmiştir. Oysaki o da bir yaratılandır değil mi? Yaratılan, Allah'ın yarattığı birşey gereksiz olabilir mi? Allah'ın yaratma sanatı (ki biliyorsunuz yaratma işi sadece Allah'ındır.) başlı başına bir mucize değil midir? Ve bu mucize övülmeye değer değil midir? Aynı insanın, meleklerin, yerin göğün, herşeyin yaratılması gibi. Anlatabiliyor muyum?
Şimdi size bir sır daha söyliyim. Şeytan diye bir varlık ve onun insanları yoldan çıkarmaya çalışan cinlerden oluşan orduları yok. :) Biraz detaya giricem konsantre olalım lütfen :) Aslında kısa bikaç cümle. Ruhumuz bu keşif yolunda ilk başta çok kabadır giderek incelmesi/saflaşması gerekir ki sonsuz zekaya/sevgiye nüfuz edebilisin. Sizin gönlünüze dolan (iyi insan davranışı, kötü insan davranışı) şeyler sizin bu saflığa ulaşmanıza yardım eder. Kendinize bir bakın. Neler yaptığınıza değil. NELER DÜŞÜNDÜĞÜNÜZE. Sizin düşünceleriniz size aittir. Şeytan diye bir varlığa sorumluluğunuzu/durumunuzu havale etmeye çalışmayın. Yaptığınız veya yapmadığınız şeyler cennet/cehennem baskısıyla kontrol edilebilir ama ya düşünceleriniz? Eyleme dönmezse günah yok der hocalar. Ben diyorum ki düşüncelerinizi gözlemleyin, duygularınız gibi. Onlar size pusu kurmuş cehenneme gitmeniz için çalışan "kötü" şeytanlar değildir. Şeytandan değildir. Şeytani bile değildir. İçinizde birtek klavuz vardır. O klavuz sizi zorlar. Sizin saflaşmanız için gereksiz yüklerinizi bırakmanız için zorlar. Ama insanlar yükleri severler. Örnek vereyim. Erkekseniz bir bayan gördüğünüzde güzel bir bayan gördüğünüzde ;) cinsel duygular hissedebilirsiniz. Baskıcı anlayış size bunun için göz zinasıdır, günahtır cehenneme tek gidiş bilettir der. Benim görüşüm diyor ki: Bu normaldir! Neden normaldir? Çünkü bu böylee. Kendi kendine oluyor. Hem o duygular olmasa insan neslinin sonu gelmez mi? Sizde bir duygu var ama baskıcılar bu kötüdür yok farzedin diyor. Baskı altına almaya çalışırsanız büyür. Benim dediğim gibi onu da kabul edin. Çünkü normal bişey. Bu normal birşey diyin. O zaman yükünüz gider.
Burada dikkat edilmesi gereken birşey vardır. O da herşeyi normal kabul edip tekamülden vazgeçme riskidir. Normal kabul etme arabayı gazdan çekme gibi bir etki yapabilir. Benim tavsiyem tabi ki normaldir ama ayağınızı gazdan kesmeyin. Güzellikleri, mükemmelliği keşfetmeye devam edin. Yol aldığınızı unutup frene bile basabilirsiniz. Durduktan sonra geri vitese takıp normal dediğiniz şeyleri tek gerçek de sanabilirsiniz. Bu diğer yoldur. Uzun yoldur. Normal olan şeyler dünyevi şeylerdir. İçinizde en gizli şeyleri bile keşfetme aşkı var. Bu yolda bu aşkla ilerleyin. İlerde birgün bir bakacaksınız diğer insanlar hala geçici şeylerin peşindeler, onlarla zaman dolduruyorlar. Sizin keşfettiğini güzellikleri ise hayal bile edemezler. Açıkçası siz bu keşif yolunda ilerledikçe ister istemez yanlızlaşacaksınız. Başlarda zor gelebilir. Arkadaşlarınız, insanlar sizi anlamayacak, sizin durumunuzu anladıklarını zannedip sizin hakkınızda yorum bile yapabileceklerdir. Onların sizi anlamaları için tabir yerindeuse bikaç fırın ekmek yemeleri gerekirken sanki onlar olması gereken gibi yaşayacak size belki de acıyacaklardır. Sizin ise onların da birgün onlara tarif bile edemeyeceğiniz şeylerin farkına vamalarını beklemekten başka yağacağınız çok az şey vardır. Bu yüzden mecburen 2 tane siz olacaktır. Biri keşif yolunda ilerleyen, diğeri insanların arasında yaşayan. :)
İnsanlar içlerinden gelenleri yapmıyor, yapamıyor. Baskı var. Bu baskı tüm insanlık olarak gelişimi de engelliyor. Neyse ki artık demokrasi, insan hakları, düşünce özgürlüğü gibi "insanların keşfettiği ;) " kavramlar gelişiyor. Keşfettiğimiz bu şeyler aslında hep içimizde biryerlerdeydi değil mi? Ama henüz ortaya çıkmamıştı. Şimdi ortaya çıktı ve bize görünür oldu. İşte gerek tüm insanlık alemi olarak gerekse birey olarak keşiflerimiz devam ediyor. Keşiflerimiz dediğim gibi bizde olan şeylerdi zaten ama görünür değildi. Yaşam bize bunları gösteriyor. Yaşamın amacı da tam olarak budur işte. İçimizdekini görünür hale getirmek. Allah'ın kendi kendini görmek istemesi. Anlatabiliyor muyum?
Hayatın amacı bu keşif/tekamüldür. Demokrasi, hoşgörü ne güzel şeyler değil mi? Karşındakinin düşüncelerine önem vermek, katılmasan da anlamaya çalışarak dinlemek. Tabi karşındaki de samimi olmalı görüşlerinde. Şu sıralar popüler olan, nerden beslendiği bilinen, "samimi olmayan" birkaç yazarımız gibi insanların görüşleri açık söylüyorum, "değersiz"dir, hatta zararlıdır. Çünkü onlar birer görüş değildir. Eğer samimi olunsa delillerle konuşulur değil mi? Der ki ben şuna şuna göre ermeni soykırımı olduğu sonucuna vardım. Biz de o zaman bakarız delillere eğer doğruysa kimse merak etmesin evet yapılmış deriz. Çünkü samimiyiz. Bu ayrı bir tartışma konusu ama anlatmak istediğimi anladınız umarım. :) Önemli olan samimi olmak. Samimi kişi neden öyle düşündüğünü açıklar, aksi gösterilince kabul eder, inat etmez. Samimi kişiler tekamülün ustalarıdır, mimarlarıdır.
Bir soru. Şimdi biz keşfediyoruz ya kendimizi ve dolayısıyla Allah'ı. Peki gelecek belli mi? Allah geleceği biliyor mu? Cevap gelecek net olarak belli değil, Hayır Allah da geleceği bilmiyor. Size Allah'ın herşeyi bildiği söyleniyor. İşte yine zor bir düşünce daha. Buyrun. :) Allah geleceği bilseydi o geleceğin yaşanmasının ne önemi olurdu? Bu soruyu din adamlarımız duymazdan gelir sürekli ve gaybı sadece Allah bilir diyerek geçiştirirler. Oysaki cevap basittir. Gelecek bilinmiyor. "Hayatın kutsallığı da burdan geliyor zaten." Önceden belli şeyler nasıl kutsal olabilir? En kuvvetlisinden en zayıfına kadar çeşitli olasılıklar var. Ama olasılık kesinlik değildir, çıkmama ihtimali vardır. Allah insanların geleceğini bilseydi dahası alınyazısı dedikleri yani insanların geleceğini de yazsaydı Allah, insanlar yaşamlarını bitirdikten sonra kendi yazdığı şeyleri yaşadıkları için kimisini cennete kimisini cehenneme atması fikri yine insaca bir hata. Allah'ı insan gibi düşünme hatası.
alper |
|
|