Alper-AktifUS.c...'s profileSen değiş, dünya da deği...PhotosBlogListsMore ![]() | Help |
Sen değiş, dünya da değişirAktifUS.com |
|||||||
|
July 28 Kuran'ın Korunmuşluğu Üzerine Düşüncelerİslama göre Kuran'dan önce Allah gönderdiği diğer kitapları korumamış fakat kuran'ı bilmediğimiz bir yolla korumuştur. Diğer kitapların korunmayıp kuranın korunması olayı üzerinde düşünürsek eğer bu durumda: A-)Ya Allah gönderdiği kitapların insanlar tarafından değiştirileceğini bilmiyordu. --->ki bu durum islama aykırı zira allah herşeyi bilir. B-)O halde allah insanların değiştireceğini bile bile göndermiştir. --->ki bu durumda ilk gönderdiği kitabı koruyup yeryüzünde tek din oluşturmak varken korumayıp yeryüzündeki birbirinden nefret eden dinler ve onların savaşlarının doğmasına sebep olmuştur. (Burda insanların ürettiği gelmiş geçmiş diğer 20.000 din ve inançtan ve 300 milyon tanrıdan bahsetmiyorum bile) soru şu: Neden ilk kitabını korumamıştır? Bu sorunun da cevabı üzerinde düşünecek olursak. Muhtemel cevaplar şunlar olabilir: a)Bu dinlerin çıkıp birbirine girmesi de sınavdır? b)(Duyduğum için yazıyorum) Muhammet diğer peygamberlerden üstün olduğu için ona gönderilen kitap korunmuştur! c)Aslında korunan kitap yok. Gönderiyor ve korumuyor veya hiç göndermiyor. Ben tanrı yoktur diye düşünenlerden değilim ve sonuç olarak bana göre, tanrı bize öğretilenlerden daha farklıdır diyorum. June 01 Şiir: KüçükKüçük bir adanmışlık aklımda kalan, Küçük hayallerimin hevesleri kursağımda... Camdan bir tabut taşıyorum göğüs kafesimde, Sessiz mısralar hala kulaklarımda... Minnet mi bu ağırlığını duyduğum omuzlarımda, Nerdesin? Şükranım var daha sunulacak yollarına... Ezberlenmiş kelimeler kazıdım yine tırnaklarımla, Issızlığa, Geceye, Olabildiğince uzaklara... Bir gün silerim, nasılsa bir özlem olur döner rüyalarıma, Duyuyor musun? İç çekişlerim var avuçlarımda... Salıvermek kolay, Sahip çıkmak zor hala sen varken umutlarımda, Ama görüyorum, Küçük cevaplar var uzaklaşan her adımında... January 27 Kirletilen kavram "İnanç Özgürlüğü" ve Türbanİnanç özgürlüğü gerçekten güzel bir kavramdır. İnsanların neye inandığına karışmamaktır. İnanç özgürlüğü inanma özgürlüğünü, değişik şekilde inanma özgürlüğünü ve tabiki inanmama özgürlüğünü de içinde barındırır. Günümüz Türkiye'sinde ise inanç özgürlüğü sadece türbana özgürlük olarak sunulmaktadır. Kuran'da saçların görünmemesine dair bir hüküm yok iken kuranı bilmeyenlerin kızların saçlarıyla neden bu kadar ilgili olduklarını artık iyi biliyoruz. Siyaset. Ey siyaset kirletmediğin bir bu kalmıştı değil mi? Hem türbanı neden erkekler tartışıyor ki? Kadına söz hakkı vermeyen bir kültürün içimizi kaldıran yanlışlarından birisi daha. İnan özgürlüğümü verin diyen birisi öncelikle Bu maddeler arttırılabilir ama samimiyet testi için şimdilik yeterlidir. Bakalım şimdi türbancılar bu üçünü kabul ediyorlar, uyguluyırlar mı? Hayır. Samimiyet testinden kalanlarla bu sorun çözülemez! Zaten türban modern insanlık anlayışının bir ürünü değildir. Öncelikle kadına sonra kadınlar üzerinde toplumsal düzene yapılan bir baskı ve dönüşüm, gericilik projesidir. Bu baskıyı kullananlar zeki kimselerdir. Güzel bir kavram olan inanç özgürlüğü deyimi ile toplumun çoğunu kandırabilmektedirler. Bu çok kullanılan bir yöntemdir. ABD Irak'a demokrasi götürmedi mi? Saçı göstermeyeceksin diyen bir ayet yok iken saçı ithal edilen bir yöntemle iyice örtüp ondan sonra daracık kıyafetler, pantolon üzerine mini etekler, beli açık kıyafetler giymeler gibi hilkat garibeleri ile karşılaşıyoruz. İşin özünden uzaklaşırsak bu çok normaldir. İnanç özgürlüğü inanca gerçekten özgürlük verebilecek kimselerin işidir. Bizden olmayanlar müslüman değildir diyen bir zihniyetle sorun çözülemez. Sorun onu yaratanlar tarafından çözülemez. Peki kuranda olmadığı halde öyle inananların sorunu nasıl çözülür? Öncelikle kuranda saçın gözükmemesinin istendiği hurafesine son verilir. Sonra samimet testinden başarıyla geçenlerle türban sadece üniversitlerde değil heryerde serbest bırakılabilir. Hiç problem değil. Yeter ki samimi olsunlar. Şöyle bir bakıyorum da dini savunanlara. Kemal Unakıtan! Recep Tayyip Erdoğan! Vakit gazetesi! vb.. Yok mu içinizde dininizi savunacak başka kimse? Dini temsil bu kimselere mi kaldı? Nasıl bir dininiz var sizin? Türbancılara soruyorum. Dinen kutsal saydığınız şeylerin siyasete alet edilmesine duyduğunuz bir tepki yok mu? Yoksa hayatınıza ulvi bir anlam katmak için, kendinize yarattığınız şeytani düşmanlar ile çarpışarak, kendinizi Allah'ın seveceğini sandığınız bir mücadeleye atıp, cennete gitme rüyaları hoşunuza mı gidiyor? Peki laiklik cahil çoğunluğun dediği gibi inanç özgürlüğünün karşısında mıdır? Hayır. Laiklik inanç özgürlüğü kavramının sömürülmesi önündeki engeldir! Laik kimse ben dinsizim dememektedir. Demektedir ki, ben kimsenin inancına karışmam, kendi subjektif inancını toplumsal düzene egemen kılmak isteyene de karşı gelirim. Hele ki siyaset haline getirmiş olanlara. September 16 İyilik-Kötülük Problemi ve SınavYaratıldıktan sonra islama göre cennete veya cehenneme gönderilmeden önce dünyaya sınav için gönderilmemizin sebebi şudur:
Bir insan yaratıldıktan sonra Allah kuluna; "Sen şu iyilikleri ve şu kötülükleri yapacaktın o yüzden seni cehenneme atıyorum" deseydi kulu "Hayır ben bunları yapmaz iyilerden olurdum" derdi. Bu şekilde itiraz edilmesin diye insanları yaşatmakta ve sınava tabi tutmaktadır. Burda bir parantez açarsak cehennemlik olanları anladık da o zaman cennetlikler neden dünyada yaşıyor anlamak mümkün değil. Onlar itiraz etmezdi değil mi? İyiler de yaşamak zorunda ise demek ki Allah neler yapacağını bilmiyor ki yaşatıyor veya kötüler yine işe karışıp onların iyi olmadıklarını söylemişlerdir. Ah şu kötüler. Herşey onlara ispat etmek için. Neyse devam edelim..
Şimdi lütfen gözümüzde canlandıralım. Allah herhangi bir insanı yarattı ve anında bildi ki o şu şu kötülükleri yapacak veya şu şu iyilikleri yapacak. Peki Allah o insanı yaratırken o kişinin iyi biri veya kötü biri olması neye göre belirleniyor? Şu 3 şıktan biri olmalıdır. İnceleyelim.
a-) Kimin iyi kimin kötü olacağı birer tesadüftür.
Bu gerçekten saçma olurdu üzerinde durmaya bile gerek yok. b-) Bilerek kimisini iyi kimisini kötü yaratmıştır.
Bu durumda kötü yaratılan kulun suçu nedir? c-) Veya yaratılış anında herkes eşittir. Herkeste eşit nefs, arzu, eğilim vs vardır. Herkes birebir aynıdır yani.
Bu durumda da bizi cennete veya cehenneme götüren şeyler seçimlerimizi doğrudan etkileyecek olan yaşam şartlarıdır (Ki belirleyici unsur yaşam şartları olduğuna göre kimin cennete kimin cehenneme gideceğini belirlemek için zaten dünyada yaşatmamazlık edilemezdi ya neyse). Basitçe;
c-1) Kimisi sevgi dolu iyi bir ailede doğar ve iyi şeyleri öğrenir ve uygular. c-2) Kimisi sevgisiz ve kötü bir ailede doğar ve kötü şeyleri öğrenir ve uygular. Bu durumda insan nerde doğacağını kendisi seçiyor ise --> kimse 2. aileyi seçmez.
Ama kendisi seçmiyor ise --> Tanrı neden bazılarını 2. aileye gönderiyor? Birebir aynı ruhları farklı şartlara göndermek farklı yaratmak gibidir yani B şıkkıyla aynıdır. Yani neresinden bakarsanız bakın sınav sistemi işlemez.
Gerçek şudur. Evet her ruh eşit yaratılmıştır birer kar tanesi gibidirler. Özleri aynı (tanrı) şekilleri farklıdır. Yaşamları ve deneyimleri kimisini bilgice ilerletmiştir kimisi göreceli olarak geri kalmıştır. Hayat deneyim ortamıdır, insanlar yaşayarak, yaşatarak öğrenir. Hayatın amacı kısaca budur. August 19 Doğanızda Mutluluk Var.Bugünkü bilgilerimizle evrenin 15 milyar yıl önce bir büyük patlama ile yok'tan var olmaya başladığını, bu zamana gelene kadar muazzam bir denge için de seyrettiğini ve en nihayetinde diğer canlılardan üstün dediğimiz insanın meydana geldiğini biliyoruz. Eğer bir ateistseniz bu süreci amaçsız fizik kanunlarına, teistseniz dininizin size anlattığı şekilde Allah'ın herşeyi ezelden beri zaten bilerek ve tek tek tüm detayları düşünerek yarattığını düşünürsünüz. Dünyadaki canlı çeşitliliği ve canlılardaki inanılmaz özellikler göz önüne alındığında tesadüflerden ve amaçsızlıktan bahsetmek anlamsız olur. Ama aynı şekilde sadece fosil kayıtlarında gördüğümüz bir dönem ortaya çıkmış ve yok olmuş bakteri, böcek vb birçok türde canlıların var olma amacı neydi? Bana göre ruh maddeyi kontrol ederek deneyim için ortaya çıkmak istiyor. Her canlı diğerlerinden bağımsız şekilde amaçsızca var olamaz. Bitki meyvesinin yeneceğini bilir, yeni doğan yavru hemen yürümeye başlamazsa hayatının tehlikeye gireceğini bilir. Bizim canlı dediğimiz doğan büyüyen üreyen madde toplulukları ruh olmadan var olamazlar. Her canlının belli bir bilinç düzeyi vardır. En üstün bilinç/bilme düzeyi insana aittir. İnsan dışındaki canlıların bilinçleri bireysel değil daha çok topluluksaldır. Belki insan bilincinin de ötesinde canlılar vardır ve kimbilir belki onlar da bizlerin gelişimini gözlüyorlar, isteyenlere sevgileriyle yardım ediyorlardır. Büyük olasılık.
Tüm sinekler aslında tek bir sinektir. Sinek oluşmadan önce sinek enerji potansiyeli oluşur ve bu potansiyel sinekleri var eder. İnsanlar bu bakımdan istedikleri potansiyeli oluşturabilmeleriyle özeldirler. Henüz yeni bir canlı türünü oluşturacak denli gelişmiş bilinçlere sahip değiliz ama en azından barış, sevgi, dostluk dolu düşüncelerimizle dünyayı yavaş yavaş da olsa cennete çevirebiliriz, nasıl ki dünyayı şuanki haline getirdiğimiz gibi. Zaten ana süreç berraklaşma yönündedir. Daha iyiye, daha beyaza daha bütünlüğe doğru. Bütünün hayrına dualar edin, hayaller kurun. En aydınlanmış kişiler kendisinin ve bütünün tam farkında olan ve her ikisi için de daha fazla aydınlanma isteyenlerdir.
Hayatınızın amacı şuan her neyi deneyimliyorsanız işte odur. Bilinç, gelişmek, anlamak, idrak etmek, daha çok düşünce yaratmak için hayata gereksinim duyar. Ruhun bedenle işi biterse maddeden mamul beden vakit geçirmeden dağılmaya başlar. İnsan bedeni ilk olarak anne beden içinde oluşmaya başlar büyür ve belli bir aşamada doğarak anne bedenden ayrılır. Bebek için bu henüz bir ayrılma değildir çünkü parmağı ile masanın ayağı arasında bir ayrım dahi yapamaz. Ayrım yapmayı daha sonra yaşayarak zihniyle öğrenecektir. Bebek daha sonra büyüyecek zaman zaman, bir zamanlar annesinin bedeninin bir parçası olduğunu dahi unutacaktır. Anne beden ile çocuğun bedeni bir daha beden düzeyinde bir araya gelemezler. Ancak ikisi de öldüklerinde toprakta yani daha temel bir düzeyde tekrar bir olurlar. Aynı şekilde ruhunuzun da bilince kavuşmasıyla asıl kaynaktan ayrı kaldınız ve kendinizi şuan ayrı hissediyorsunuz. Ve zaman gelecek asıl kaynakla tekrar bir olacaksınız. Ama acele etmeyin çünkü bu olanlar boşuna değil. Var olmanın tadını çıkarın. Dikkat edin, üzerinde ısrarla duruyorum. Siz varsınız. Acaba bunun farkında mısınız?
Hayatta olmak mutlu olmak demektir. Mutlu olmak için var olmanız yeterlidir ek olarak yapmanız gereken hiçbirşey yoktur. Zaten doğal haliniz mutlu, sevgi dolu, huzurlu olmaktır bunların negatifi birer seçimden, meydan okumadan ibarettir. Geçici bir süre için sevgisizlikle sevgiyi, mutsuzlukla mutluluğu vb öğrenirsiniz. Bu geçici süre tüm hayatınız da olabilir tabi. Size bağlı.
İnsanlar huzuru, mutluluğu vb arar durur. Oysaki arayan zihindir. Olacak olan ve aslında zaten olan ruhtur. Bırakın zihniniz ayrıştırmaya, çözümlemeye, nedenler-sonuçlar üretmeye devam etsin. Siz huzurlu olun, mutlu olun. Bunu istemeyin. İstemek "bende yok" demektir ve üzüntü yaratır. Mutlu veya huzurlu olmam için şunların olması gerekiyor diyebilirsiniz ama merak etmeyin onlar olsa da başka şeyler üreteceksiniz. Biraz garip ama siz önce mutlu olunca istedikleriniz size sonra gelecek. Deneyin ve görün. Sahip olduklarınız, olmak istedikleriniz, olduğunuzu/olmadığınızı düşündüğünüz şeyler ile uyumlu olun. Denge veya uyum yoksa mutlu olamazsınız. Herşeyin ideal olduğunu bilin. Şuna ihtiyacım var veya bundan bende çok var derseniz idealden,dengeden,uyumdan uzaklaşmış olursunuz. Herşey mükemmeldir. Dengede ve farkında olun.
Farkında olmak kişiliğinize yüklediğiniz ve henüz çözemediğiniz tepkilerinizi durdurmanızı ve incelemenizi sağlar. Farkındalığınız onu kullandıkça artar, ta ki artık arada bir değil her an farkındasınızdır. Tabi ki kızgınlık gibi bazı duyguları duyarsınız ama onunla hareket etmezsiniz ve kısa sürede silip atarsınız. Farkında insan, herhangi bir his duyduğunda duymamış gibi yapan değildir, o hissi avucuna alıp inceleyendir.
Benzer şekilde bilinçaltınız sizinle iletişime geçtiği her anda yani günlük yaşam veya rüyalarınızda ne anlatıldığını farketmek önemlidir. Bilinçaltınızın kelimeleri yoktur iletişimi daha temel düzeydedir. Size semboller, figürler sunacaktır. Hapishaneler, devrilen ağaçlar, köprü yapımı, su içmek vb binlerce çeşit figür rüyalarınızda veya günlük hayatta aklınıza geliyor olabilir. Bu semboller sadece sizin için anlamlıdır. Örneğin kendinizi sürekli bir köprü yaparken görüyorsanız bu arkadaşınızla, aileden biriyle iletişime geçmeniz gerektiği anlamına gelebilir. Tamamen size göre bir figür olacaktır bu. Aradabir aklınıza geliyorsa, rüyanızda da gördüyseniz bir anlamı olmalı değil mi? Bastırılmış bir istek, vicdan muhasebesi veya zihninizi kurcalayan bir problemin cevabı olabilir. Bilinçaltınızı dinleyin. O sizden çok daha yaşlıdır unutmayın ;)
Bilinçaltınızın anlattığı şeyleri birkez olsun bilinçli şekilde görürseniz konu kapanmış, problem hallolmuş demektir. Sizi saran düğümlerden biri daha çözülmüştür ve artık daha iyi nefes alabilirsiniz. Bu düğümler alsında kendi kendinize sarmıştınız. Açılması gereken zamana kadar orada kalacaklar. Tek yapmanız gereken düğümleri açmayı istemek. Kusurlarınızla yüzleşmek. Bu konuda size ençok sevgi yardım edecektir. Kendinizi, diğer insanları ve herşeyi sevmek.
Böylece gelişen bilincinizle daha çok şey idrak edebilecek daha derin sezgilere ulaşacaksınız. Mutluluğunuz da katlanarak artacaktır. Ama bilincinizin her aşamasında var olmanızdan dolayı mutlu olmanın doğal haliniz olduğunu unutmayın. Bu yüzden isterseniz bir daha bu zor hayat deneyimi yaşamazsınız. Bir sonraki hayat uykudan sonraki gün gibidir. Gereksiz şeyler unutulur. İçe işlemiş olanlar duygu olarak bilinçaltıyla hatırlanır. Ama unutmayın hayatınız nasıl geçerse geçsin bilincinizi arttırır ve doğal mutluluğunuz da kömürün elmasa dönüşmesi gibi berraklaşır.
Tohum atılır, filizlenir, uzun bir olgunlaşma döneminden sonra birden bire çiçek vermeye başlar. Olgunlaşma döneminin sonlarında kafanızı gündelik yaşamdan kaldırmaya başlarsınız. İnsanların düşünüş tarzlarındaki bariz yanlışlıkları, sevgisizliklerini dolayısıyla yalnızlıklarını görür anlam veremezsiniz. Siz, "neden affetmiyor ki?" diye sorar sonra "ama henüz bilmiyor" diye cevaplarsınız. Sonra bildiklerinizi bilmeyenlere nasıl anlatacağınızı düşünürsünüz. Herkese hemen anlatmaya çalışırsınız. Ama sizden yardım istemeyenlere yardım edemediğinizi görürsünüz. Bunun insanın kutsallığının bir işareti olduğunu da farkedeceksinizdir. İstemezse birşey verememek. İstemeleri gerekir. Anlatabiliyor muyum?
Umumi halk için bildiklerinizin ve hissettiklerinizin bir önemi yoktur. Çoğunlukla kendilerine verilen ham bilgiler, inançlar onlara yetmektedir. Kendilerine bir kimlik ve amaç verilmiştir. Daha ne olsun? İnsanlarda doğruyu bulma isteği uyandırabilirseniz o henüz farkında olmasa da alabileceği en güzel hediyeyi vermişsiniz demektir. Ama siz bunun farkında olacaksınız. Bir noktada şöyle düşünebilirsiniz. Ben onca acı çektim, yıllarca düşündüm, araştırdım şimdi neden onlara vereyim ki? Ama göreceksiniz ki vermek istiyorsunuz. Birisi size birşey sormaya görsün o kadar çok şey vermek isteyeceksiniz ki anlamayacağı derinliklere dalıp gideceksiniz. Bir yandan verirken diğer yandan aldığınızı da göreceksiniz. Sonra aslında vermeyi bir birey olarak sadece sizin mi istediğinizi yoksa daha derinlerden biryerlerden gelen verme isteğinin gerçekleştiği dallardan biri mi olduğunuzu anlayacaksınız. Tekamülünüz sizi yolcu koltuğundan pilot kabinine taşıyacaktır. Uçmak istersiniz değil mi? Herkes ister :)
|
|
||||||
|
|